Tespih
- ibrahim Çelik

- 1 dakika önce
- 4 dakikada okunur

يُسَبِّحُونَ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ لَا يَفْتُرُونَ
Yusebbihûne-lleyle ve-nnehâra lâ yefturûn(e)
Onlar, gece ve gündüz ara vermeden (Allah'ı)
tesbih ederler.
(Enbiya suresi 20)
Rabbimizin bizden yapmamızı istediği tespih; günümüzde namazlardan sonra uygulanan 33 kez "Sübhanallah", 33 kez "Elhamdülillah" ve 33 kez "Allah-u Ekber" demekten ibaret değildir. Tespih çekmek, sadece boncuk saymak anlamına gelmez.
Kavramlar düzelmeden din binasının asla doğru temeller üzerine inşa edilemeyeceğini biliyoruz. Sağlam ve doğru bir dinin anlaşılabilmesi, kavramların doğru anlaşılmasına bağlıdır. Kavramlar Kur'ân’ın kamusu, kamus ise Kur'ân’ın namusudur. İncil ve Tevrat’ın başına gelenlerin Kur'ân’ın başına gelmediğini mi zannediyorsunuz? Bu nedenle Hz. Muhammed’den (a.s.) kısa bir süre sonra din ve Allah düşmanları harekete geçmişlerdir.
Hz. İsa ve Hz. Musa’nın getirdiği dinlere yaptıklarının aynısını, Hz. Muhammed’in (a.s.) getirdiği dine de yapmışlardır. Elbette bu eylemlerini Kur'ân’ı ortadan kaldırarak, yakarak veya yırtarak değil; Kur'ân’ın kavramlarının içini boşaltıp onları bağlamından kopararak gerçekleştirmişlerdir. Kavramları rayından çıkardığınızda, bağlamından kopardığınızda ve ana ekseninden saptırdığınızda, bunu yapanlara Rabbimiz Sebe suresi 5. ayette yanıt vermektedir.
“Ayetlerimizi acziyet içinde bırakmaya yeltenenler için elem ve aşağılayıcı bir azap vardır. Onur kırıcı ve haysiyetsiz bir yaşam onları beklemektedir.” (Sebe 5)
Demek ki kavramları saptırdığınız ve ayetleri oluşturan o kelimelerin içini boşalttığınız zaman, ayetler acziyet içerisinde kalır. Bu durumda ayetler hayatı ikame edemez hale düşer ve sadece ölü bir metinden ibaret kalır. Böylece Kur'ân, "oku ve sevap al" ya da "okudukça amel hanene sevap yazılsın" mantığına dönüşür. Kur'ân’a maalesef bu muamele yapılmıştır; kavramlarla oynamışlardır. Bu üzerinde oynanan kavramların başında da tespih kavramı gelmektedir.
Tespih ne değildir?
"Sebbihisma rabbike'l-a'lâ" (A'lâ suresi 1) ayeti; "Yüce ve üstün olan Allah adına hareket et" anlamına gelmektedir.
O Allah ki, yarattığı her şeyi donanımlı bir hale getirmiş, onlara bir anlam ve amaç yüklemiştir. Tesviye kelimesinin anlamı da budur; Allah hiçbir şeyi anlamsız ve gayesiz yaratmamıştır. Zerreden küreye ne varsa, mutlak manada yaratılışının bir anlamı, amacı ve gayesi mevcuttur.
Ancak bizler maalesef o anlamı veya gayeyi okumayı başaramadık. İnen ilk Kur'ân ayeti olan "İkra’ bismi rabbikellezi halak" ifadesinde "Rab" kelimesi geçmektedir. Allah burada doğrudan "Allah" demiyor, "Rab" diyor; çünkü Rab, seni terbiye eden, yetiştiren, hayatını tanzim eden ve gündelik programını belirleyen demektir. İşte o Rabbin adına oku denilmektedir.
Peki neyi okuyacağız? Ayette nesne (mef'ûl) belirtilmemiştir; Arap dilindeki kurala göre eğer nesne zikredilmemişse, anlam "Yaratılmış ne varsa hepsini oku!" şeklinde olur. Bizler sadece tespihin değil, okumanın da içini boşalttık. Okuma denilince sadece kelimeleri ve lafızları tekrar etmeyi anladık; Kur'ân’ı bolca hatim yaptık ancak anlamadan, bilmeden ve idrak etmeden telaffuz ettik. Bu yüzden ümmet, asırlardır Kur'ân’ı seslendiriyor fakat onu gerçek manada okuyamıyor.
"Ikr" kelimesinin anlamı; "Ey insan! Rabbini referans alarak yaratılmış ne varsa incele, araştır ve gözlemle" demektir. O sırları ortaya koyarak anlam ve amacın ne olduğunu kavramalı ve buna göre hayatını kolaylaştırarak yaratılanları hizmetine sunmalısın. "İkra" kelimesinin içini boşalttıkları gibi "Sebbih" kelimesinin içini de boşalttılar.
Sebbihi önce ne değildir? Sebbihi, eline boncuk alıp çekmek veya 33'lük, 90'lık tespihlerle uğraşmak hiç değildir. Sebbihi bir emir fiilidir; yani bu bir eylemdir, sadece söylem değildir. Ayette "Kul" (De ki) ifadesi yoktur; bu yüzden tespihin söylemle bir alakası yoktur. Bir emir söz konusudur ve o emirle bir eylem ortaya koymanız istenmektedir.
Nedir o eylem?
Allah adına, O'nun yarattığı bütün kâinatın yasalarını okuyup buna göre hareket etmektir. Tespih, kâinatın yasalarını okumaktır.
Örneğin jeolojinin yasalarını okuyup ona göre önlemini almak; biyolojinin yasalarını okuyup insanoğlunun hayatına istifade edeceği güzel şeyleri bulmak ve canlıları araştırmaktır. Ağaçları, mevsimleri ve astronomi ilmini araştırıp müminlerin ve tüm insanlığın faydasına sunmalısın. Yaratanın ortaya koyduğu mükemmel bir varlık olan insanı araştırmalısın. TESPİH, ALLAH ADINA HAREKET ETMEK; ALLAH'IN YASALARINI OKUYUP ONA GÖRE HAREKET ETMEKTİR.
Peki, biz bu ilahi yasaları okuyabildik mi? Okuyamadık; fakat başkaları okudu. Bütün uydu ve iletişim sistemleri onların elindedir, çünkü onlar bu yasaya göre hareket etmişlerdir. Allah, kim çalışmış ise ona vermektedir.
Rabbimiz İsrâ suresi 44. ayette; "Evrende, varlıkta hiçbir şey yoktur ki O'nu tespih etmiş olmasın; lakin siz onların tespihini anlayamazsınız" buyurmaktadır. Demek ki kuşlar, ağaçlar, güneş ve her şey tespih etmektedir. Peki bunlar sürekli "sübhanallah" mı demektedirler?
Bunu böyle mi anlayacağız? Hayır.
Tüm yaratılmışlar, Allah'ın onlara koyduğu gaye ve hedef doğrultusunda hareket etmektedirler. Tespih; Allah'ın koyduğu kanunlara göre hareket etmektir. Güneşin tespihi, ışınlarını dünyaya yayıp dünyayı ısıtmaktır. Yağmurun tespihi, çöle dönmüş ölmüş olan toprağı canlandırmak; ineğin tespihi ise insanlara süt vermektir.
Biz gerçek manada tespih etmedik; aksine elimize Hindu boncuğunu verip "tespih budur" dediler. "Kim 99 kere Sübhanallah derse günahları affolur ve cennete gider" diyerek bize bu anlayışı din olarak sundular.
Deprem ilahi bir yasadır ve bu kâinatın vazgeçilmez bir kuralıdır; ancak biz deprem yasasına göre hareket etmedik. Bu nedenle her zaman ağır bedeller ödüyoruz. Allah, adeta "Bu jeoloji yasasını okuyun ve ona göre önleminizi alın; fay hatları üzerine bina kurmayıp dağın eteklerinde yapılar inşa edin, ovalarda yapılaşmaya gitmeyin ve malzemeden çalmayın" buyurmuştur. Siz öyle bir kitaba iman etmişsiniz ki o kitap; "Kim bir cana haksız yere kıyar ve yeryüzündeki düzeni bozmaya çalışırsa, bütün bir insanlığı katletmiş olur" demektedir.
İşte biz depremin yasasını okuyamadık, yani "Sebbih" etmedik ve tespihini yapmadık. Biz sebbih edemediğimiz sürece de maalesef canlarımız gitmeye devam edecek.
Peki, biz ne yaptık?
Deprem başımıza çökerken sadece "Sübhanallah, Sübhanallah" dedik; ancak bu eylemsiz söylem fayda vermedi ve öldük. Arkasından da "Günahlarımız var, o yüzden deprem oldu" diyerek suçu başka yerlere attık. Bu nedenle, ilahi yasalara (sünnetullah) uymadıkça burnumuz yerden sürünmeye devam edecektir.
Tespihin Tarihçesi
Tespih, tekrarlanan monoton işlemleri saymak amacıyla ipe dizilmiş belli sayıdaki boncuk tanesinin oluşturduğu halkaya denir. Tespihin 11, 33 ve 99 taneli olanları Müslümanlar; 33 ve 59 taneli olanları Hristiyanlar; 108 taneli olanı ise Budistler tarafından kullanılmaktadır.
Tespihin ilk kullanıldığı yer olarak Hindistan ve Hinduizm gösterilmektedir. Sonrasında Budizm ile Asya'da yayılmış, Ortadoğu üzerinden de Avrupa'ya kadar ulaşmıştır. Hristiyanlık içinde hem Katolik hem de Ortodoks kilise mensupları tarafından kullanılmıştır.
Tespih, hemen hemen tüm dünya dinlerinin kullandığı bir ibadet aracı olsa da İslamiyet ile özdeşleşen kimliği sonucunda Türk-İslam dünyasında nam salan bir sanat halini almıştır. Kullanılan malzeme ne kadar kaliteli ve ayrıcalıklı ise tespih de o kadar değerli hale gelmiştir. Bugün tespih denildiğinde akla gelen ilk inanç sistemi yine İslamiyet olmaktadır.
Ülkemizdeki yaygın dini geleneklerden birisi namaz sonrasında tespih çekme uygulamasıdır. Cemaatle kılınan namazların bitiminde müezzin eşliğinde veya bireysel kılınan namazlardan sonra müminler tespih çeker ve akabinde dua ederek namazlarını tamamlarlar. Hemen belirtelim ki, Resulullah zamanında böyle bir uygulama yoktur; bu uygulama sonradan ortaya çıkmış ve yaygınlık kazanmıştır.
İbrahim ÇELİK


Yorumlar