top of page

Kur'an neden Arapça inmiştir? Bizim için hikmeti nedir?

(İbrahim 72-4)

 

 

وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ اِلَّا بِلِسَانِ قَوْمِه۪ لِيُبَيِّنَ لَهُمْۜ فَيُضِلُّ اللّٰهُ مَنْيَشَٓاءُ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ

Vemâ erselnâ min rasûlin illâ bilisâni kavmihi liyubeyyine lehum(s)feyudillu(A)llâhu men yeşâu veyehdî men yeşâ(u)(c) vehuve-l’azîzu-lhakîm(u)


(İbrahim Suresi 4)


Ve gönderdiğimiz hiçbir resul yoktur ki, kendi kavminin lisanıyla onlara beyan etsin diye göndermiş olmayalım. Artık Allah, dilediğini dalalette bırakır, dilediğini hidayete erdirir. Ve O, Aziz’dir, Hakim’dir.

 

Hiçbir Resul, onlara kendi kavminin dilinden başka bir dille beyanda bulunmamış, ayetleri okumamış.


Mesela hepimiz Türk'üz. Eğer ben size Fransızca veya Arapça bir tefsir yapsam, bu ayetin söylediğinin tam zıttını yapmış ve resullerin sünnetini yerine getirmemiş olurum. Allah Resulü, kavminin lisanı ile onlara hitap ediyor.


Bu durum hem Allah Resulü'nün sünneti hem de Rabbimizin emri olduğu içindir. Fakat şimdiki hocalara bakın; konuşmalarının yarısı Arapçadır. Mübarek adam, 30 dakika hitap ediyorsun ve bunun yarısından fazlasını Arapçaya ayırıyorsun; kim, ne anlıyor! Sen o anlatmak istediklerini insanların anlayacağı dilden anlatsan çok daha anlaşılır olacaksın.


Neden bu çok önemli?


Çünkü Allah, dilediğini dalalette bırakır. Eğer siz mesajı tam olarak anlamazsanız, hangisinin dalalet hangisinin hidayet olduğu konusunda bir seçim yapamazsınız.


Allah dilediğini dalalette bırakır. Allah'ın dilediği şey şudur: Her resulün kendi kavmine kendi lisanı ile gidip ayetleri beyan etmesini, onları apaçık bir şekilde ortaya koymasını ve seçimi insanların iradesine bırakmasını dilemiştir.


Ayette Hz. Peygamber’e Kur’an’ın indirildiği bildirilmekle kalmamış, bir de Allah’ın hükümlerini açık ve anlaşılır bir lisan ile ortaya koyma görevi yüklenmiştir.

 

Peki sebebi nüzulde neden böyle bir ayet var? Resul Arap, muhatap Arap? Neden böyle bir ayet indirilmiş 10 yılın başında?

 

Çünkü Allah Resulü'nden İbranice veya Aramice bekleyenler vardı. Tevrat ve İncil'in dili Arapça değildir. Bu dilleri kutsal bir dil haline getirdikleri ve "cennetin dili" kabul ettikleri için Hz. Muhammed'in de vahyini İbranice veya Aramice getirmesi gerektiğine inanıyorlardı.

 

Şimdi bu sapmayı günümüze uyarlayın. Günümüzde de Arapça "cennetin dili" oldu. Bugün Türk bir resul gelse ne diyecekler? "Bu ayetler Arapça olmalı değil miydi?" diyecekler. Bakın; kafa aynı, mantık aynı, değişen bir şey yok.


Diller birer kaptır; bu kaplar manayı taşır. Kabı niye kutsuyoruz ki? Bizim için önemli olan içindeki mesaj değil mi? "Şunları yapacaksın, şunlardan kaçınacaksın; şunlar farz, şunlar nafile" diyerek bu mesajı bize aktaracak.


Kap değişebilir ama mana değişmez. Hz. Adem'den bu yana mana değişti mi? Değişmedi; ancak insanlar değişti. Bu yüzden mealler İngilizce, Fransızca veya Türkçe olabilir. Bu ayete göre bu durum Allah’ın emridir; çünkü o kavmin, ilahi mesajı anlayıp uygulayabilmesi lazımdır. Anlayamadığı mesajı uygulayamaz.


Her peygamberin ancak kendi kavminin diliyle gönderilmiş olması, bütün insanların tek bir dil ile (mesela Arapça ile) anlaşmalarının veya yakarıp niyazda bulunmalarının beklenmediğini gösterir. Lisanlar sadece ve sadece manayı taşıyan bir araçtır; aracı kutsamak, maksadı göz ardı etmekle sonuçlanır.

 

Bunun yanında ayet-i kerimenin işaret ettiği önemli noktalardan biri de resullerin izinden gidenlerin, içinde bulundukları toplumun diline çok iyi hâkim olmaları ve o dili çok iyi bilmeleri gerekliliğidir. Çünkü her resul, içinde bulunduğu kavmin lisanını çok iyi konuşuyor; derdini ve muradını karşıya açık ve anlaşılır şekilde anlatabiliyordu. Bunun bir istisnası Hz. Musa idi; onun da yanına yardımcı olarak Hz. Harun verilmiştir. Amaç, mesajın karşı tarafa hakkıyla aktarılmasıdır.

 

O yüzden bu ayetin bize bakan yönü, resulün izinden gidenlerin konuşulan dile hâkim olmasıdır. İlahi maksat muhataba tam ve doğru bir şekilde aktarılmalıdır ki dalalet ve hidayet, sadece muhatabın hür tercihine göre belirlensin.

 

Artık Allah dilediğini dalalette bırakır, dilediğini hidayete erdirir. Bu kesinlikle keyfi bir durum olarak anlaşılmamalıdır. "Allah’ın elinde her şey kardeşim, biz ne yapalım?" gibi kaderci bir bakışa bizi kesinlikle sürüklememelidir. Allah’ın neyi dilemiş olduğunu zaten izah ettik; bir daha tekrar edecek olursak:

 

"Allah her kavmi kendi lisanı ile uyarmayı dilemiş ve bu yönde resullerini göndermiştir; Allah’ın dilediği budur." Allah’ın hâkim hükümlerinin, muhatabına kaybettiği izzet ve değeri kazandıracak mahiyette oluşu, ayetin sonundaki "el-Aziz" ve "el-Hakîm" isimleri ile dolaylı olarak verilmiştir.


İbrahim ÇELİK

 

 

 

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Salavat

Salavat getirdiğimizde aslında bir dua etmiş oluyoruz; 'Allahümme salli alâ Muhammed’in ve alâ âli Muhammed' diyerek, 'Allah’ım, Muhammed’i ve onun ailesini/yolunu takip edenleri destekle, onlara güç

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
6056057d5cae1e014c36f82149d29b61.jpg

Bize ulaşın.
Bilgi paylaşımı için burdayız...

İLETİŞİM

  • Facebook
  • X
  • Instagram
  • YouTube
bottom of page