Kur'an'ı Nasıl Okumalıyız?
- ibrahim Çelik

- 2 gün önce
- 4 dakikada okunur

(Müzemmil 3-4)
أَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ الْقُرْآنَ تَرْتِيلًا
Ev zid ‘aleyhi ve rattili-lkur-âne tertîlâ(n)
Veya üzerine arttır. Ve Kurân'ı tane tane, anlayarak (tertîl üzere) okuyacaksın!
Kurân’ı Kerim’deki bu emirler, ilerde gelecek olan vahyin nasıl hayata tatbik ettirilmesi gerektiğini, nasıl öğrenilmesi gerektiğine dair bir eğitim süreci bize sunuyor.
Geceleyin kalk, tertîl ile oku dediği zaman, illaki elinde bir Mushaf’ın olmasına gerek yok. Kurân’ı anlayacak şekilde üzerinde dura dura, sindire sindire, yedire yedire anlamak için okuyun demektir.
Ayet bize, “Kurân’ı sindire sindire okuyun.” diyor. Peki biz bunu neye çevirmişiz?
“Vecevvidi Kurân’e tecvida – Kurân’ı Tecvidli okuyun “a çevirmişiz. Kurân’da böyle bir ayet yok, ama uydurmuşuz.
Bir yanda Kurân’ı tertîl ile okuyun diyen Kurân, diğer yanda tecvid ile okuyun diyen gelenek. Kurân’ın tecvid ile okunması gerektiğine dair hiçbir ayet yoktur. Tecvid, Tertilin kafiridir. Yani özerini örtmüştür. Tertîl ile okumazsanız Kurân size konuşmaz, size hiçbir şey söylemez.
Allah size “idgamı mea’l gunne- tecvidli meal okuma” yı sormayacak, ama okudun mu diye soracak. Çünkü ilk emir Oku!
Bizi hangi çayıra koyuvermişler, bizi nasıl bir sürü yapmışlar, nasıl yedirmişlerse, nasıl yemişsek. Hala Kurân kursu diye açtıkları yerlerde tecvidli Kurân öğretilmeye çalışılmaktadır. Kurân tüketim merkezlerinde nasıl Kurân’sızlaştırıyorlar bu insanları farkında mısınız?
Resûl'e, Müzzemmil 2 ile 5. âyetler arasında gece kalkıp Kurân’ı tertîl ile okuması emredilmişti. Sakinleşen gecenin şahit tutulması ile bu emrin bir irtibat içinde olduğu anlaşılmaktadır. Şöyle ki, elektriğin, çalar saatin vs. olmadığı bir dönemde uykuda geçirilen zaman diliminde uyanmak ilk zamanlarda zor olabilir.
O sakin gecelerde uykuda kalarak gece kalkamayan Resul’ün, kendince bu kabahatten dolayı -doğal bir fetreti- kuşluk vakti terk edilme olarak okumuş ve acaba '' Rabbim beni terk mi etti, bana darıldı mı?'' sorularını kendi kendine sorup endişeye kapılmış olması ihtimal dahilindedir. Yukarıdaki âyet bu endişeyi giderici, teskin edici bir cevap olarak okunup anlaşılabilir.
***“Tertîl kelimesi Arap dilinde bir metni; ağır ağır, düşüne düşüne, mana ve maksadını anlayarak kurallar çerçevesinde okumaya denir.
Kurân’ı tertîl üzere okumak, tıpkı bahçeye damlama usulü su vermeye benzer. Bu şekilde okunan Kurân mümin gönüllere damla damla inecek ve onların tâ iliklerine kadar işleyecektir. Mana ve maksatları hakkıyla idrak edilerek Allah’ın rızası kazanılacaktır.
Kurân’ı anlayarak ve manalarını idrak ederek okumayı ihmal etmemeliyiz ki Rabbimizin “Kurân’ı tertil üzere oku!” (Müzzemmil, 4) buyruğunu yerine getirmiş olalım.
Kurân’ın ayet ayet ayrılmasındaki hikmetlerden biriside, onun usul-usul ve tek-tek okunarak anlaşılmasını sağlamaktır.
Rasulullah bu İlahî buyruğa riayet etmek için ~gerek namazda olsun gerekse namaz dışında~ Kurân’ı ağır-ağır, dura-dura okumuş; hızlıca okumaktan hep kaçınmıştır. Ayetlerin sonunda durmak O’nun genel âdeti olmuştu.
Efendimiz (a.s.), Kurân okurken rahmet ayetleri geldiğinde Allah’tan rahmet istemiş, azap ayetleri geldiğinde de ondan Allah’a sığınmıştır. İşte Kurân’ı bu şekilde okumuş ve ayetlerini içine sindirerek tilavet etmişti.
Bir Müslümanın en büyük gayesi, Kurân’ı hakkıyla anlama ve gereğince yaşama olmalıdır. Bu nedenle bir çırpıda Kurân’ı hatmetmek, bir an önce okuduğu surenin sonuna varmak bizi asıl maksadımızdan uzaklaştıran şeylerdir. Surenin hemen sonuna ulaşıp bir an önce Kurân okuyuşunu sona erdirmek ahir zamanın Müslümanlarının müptela olduğu belalardandır ve kesinlikle tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Rabbim, Kurân’dan hakkıyla istifade etmeyi bizlere nasip etsin.
Tecvid: Sözlükte “bir şeyi güzel ve sağlam yapmak, onu süslemek” anlamındaki tecvid kelimesi için “ifrat ve tefrite kaçmadan sıfatlarına uygun şekilde harfleri mahreçlerinden çıkarmak”, “Kurân harflerinin mahreç ve sıfatlarının konu edildiği ilim”, “Kur’ân-ı Kerîm’i harflerin mahreç ve sıfatlarına riayet edip vakıf, vasıl, sekte vb. tilâvet kurallarına uyarak güzel ve hatasız okumayı öğreten ilim” gibi tanımlar yapılmıştır. Tecvid nazarî bilgilere dayanmakla birlikte pratik ve sanat yönü ön plana çıkar.
Sözlükte “bir şeyi güzel ve sağlam yapmak, onu süslemek” anlamındaki tecvîd kelimesi için “ifrat ve tefrite kaçmadan sıfatlarına uygun şekilde harfleri mahreçlerinden çıkarmak”, “Kurân harflerinin mahreç ve sıfatlarının konu edildiği ilim”, “Kur’ân-ı Kerîm’i harflerin mahreç ve sıfatlarına riayet edip vakıf, vasıl, sekte vb. tilâvet kurallarına uyarak güzel ve hatasız okumayı öğreten ilim” gibi tanımlar yapılmıştır. Tecvid nazarî bilgilere dayanmakla birlikte pratik ve sanat yönü ön plana çıkar
Tecvid I. (VII.) yüzyıldan itibaren kitaplara da girdiğini söylemek mümkündür. Ancak tecvidin müstakil bir ilim halinde ortaya çıkışı, III. (IX.) yüzyılın ikinci yarısı ile IV. (X.) yüzyılın ilk yarısında yaşayan âlimlerin yazdığı eserlerle gerçekleşmiştir. (TDV İslam Ansiklopedisi)
Biliyorsunuz. Yediğimiz gıdalar, bir sistemden geçiyor. Midede, öğütülüyor, sonra dağıtım başlıyor. Postalar, paketler halinde, karaciğerde dağıtılıyor, bağırsakta dağıtılıyor, akciğerde dağıtılıyor. Bu dağıtımla mitokondri denen pilleriniz var, o pillerin içine, hücrelere doluyor. Hücrenin pili. Onun içine enerji doluyor.
Yediklerimiz, düşünce olarak, ders olarak, tefsir olarak, yorum olarak yansıyor, bu enerji o. Görüyorsunuz yedikleriniz dönüşüyor. Görmeye dönüşüyor, duymaya dönüşüyor, dokunmaya dönüşüyor, konuşmaya dönüşüyor, tefekküre dönüşüyor, düşünceye dönüşüyor. Buradan nereye geleceğiz. “Kurân’ı yeme” dedim ya, Kurân’ı eğer yer gibi okursanız, Kurân görmeye dönüşür, tutmaya dönüşür, işitmeye dönüşür, söylemeye dönüşür. Yani Kurân sizde sindirilmiş gıdaya dönüşür, hem de hiç posası yok.
İsra 10 “Muks üzere, yani “dura düşüne”, “düşe kalka”. evet düşe kalka, Yanlış anlayabiliriz, ama anlama çabası içindeyiz ya. Eğer samimi olarak anlama çabası içerisindeysek, o yanlış anlamalarımız doğru anlamamıza ulaştıran birer merdiven basamağı olur.
Aslında müşrikler, Kurân’ı müminlerin elinden savaşla almaya çalıştı, birtakım müslümanımsılar ise müslümanların elinden Kurân’ı böyle almaya çalıştılar. İkincisi daha şeytani idi. Düşe kalka, ama öğrenmek şartıyla, ama ihtisasa saygı duymak şartıyla, ama bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmamak şartıyla. Kurân’ı anlamaya çalışmak her Müslümana farz, Kurân’dan hüküm çıkarmak ise ehline farzdır. Yani Kurân’ı anlamaya çalışmak, Kurân’dan hüküm çıkarıp ta millete fetva dayamak değil.
Örnek: Şefaat: Zümer 44
Anlamı birden fazla olan bir ayetle karşılaştınız. Yoruma açık bir ayet. O ayeti anlamak için, muhkem ayetten yola çıkacaksınız. O ayetin muhkemini bulacaksınız. Muhkem olan ayeti buldunuz, anlamı birden çok anlama açık olan ayeti onun ışığına tutacaksınız.
Mesela: Şefaat konusunda Kurân’da onlarca ayet var. İçinde şefaat geçen 25 ayet var, şefaat geçmeyen ama şefaatten bahseden ayetler 40’a yıkındır
Bütün bu ayetleri anlamak için, ışığına tutacağınız ayet Zümer suresi 44 tür. Yani ışığına tutacağınız hakem ayet vardır. O hakem ayete götüreceksiniz diğer ayetleri.
Örnek: Kader: İsra 13
Kader; Kurân’da, takdir, kaderle ilgili ayetler geldi diyelim. Anlamak için İsra 13’ün ışığına tutacaksınız. “Biz her insanın kaderini, kendi çabasına bağlı kıldık”.
Örnek: İlahi yardım: Necm 39
İlahi yardım; İlahi yardımları Necm suresi 39 ‘un ışığına tutacaksınız. Rabbimiz Bedir ‘de, üç bin melekle yardım etti. Meleklerin öldürdüğü müşrikler nerede? Yok. Çünkü her müşriği öldüren mümin belliydi. Bir tane açıkta yok.
İlahi yardımı Enfal suresi 9,10,11nci ayetlerde Allah’ın yardımının nasıl olduğunu ve ne demek olduğunu öğrenirsiniz.
İbrahim ÇELİK

Yorumlar