DUA
- ibrahim Çelik

- 1 gün önce
- 2 dakikada okunur

Allah’ın bizim dualarımıza, yakarışımıza, niyaz ve yalvarmamıza kesinlikle ihtiyacı yoktur. O, kimin neye ihtiyacı olduğunu sonsuz ilmiyle zaten bilir ve bize, bizden bile daha merhametlidir.
Bu yüzden yaptığımız hiçbir duayı, Allah’a bir şeyi duyurmak olarak düşünmemeliyiz. Böyle bir tasavvurdan kendimizi kurtarmamız gerekir. Bunun faydası bizedir. Ey kibrim, ey nefsim, duy artık; vicdanımın üstünü örtmüşüm, açmam gerekir.
Yaptığımız dualar, aslında kendimize yaptığımız telkinlerdir. Bu nedenle duanın, Allah’a değil bize bakan bir yönü de vardır. Bu yön, dua edenin başarmak için kendisine belirlediği hedeflere sahip olmasıdır. Dua, insanın kendisi için koyduğu hedeflerdir; bu hedefler yalnızca kendisiyle sınırlı kalmaz, başkaları için de olabilir. Bu da başkaları adına yapılan duadır.
Sürekli annesine, babasına, eşine ve evladına dua eden kişi, zamanla dua ettiklerine karşı daha merhametli ve daha duyarlı hâle gelir. Bu yüzden müminin, mümin kardeşi için yaptığı dua çok değerlidir. Çünkü bu durum onu kardeşine yaklaştırır, toplumsal huzuru artırır ve birlik olmayı sağlar. Aynı zamanda karşısındakinin hâlini anlamayı ve empati kurmayı kolaylaştırır. Kişi artık bilinçaltında, farkında olmadan başkası için hayır istemeye başlar.
Borçlarından kurtulmak için dua eden kişi, bu doğrultuda tasarruflu davranmaya yönelir ve kendisini israftan korur. Yapılan dualar ve belirlenen hedefler bu süreci destekler. Burada asıl önemli olan, Allah’ın duymasından veya icabet etmesinden ziyade, bizim bu duaya “âmin” dememizdir.
Bu yüzden müminler iman eder; inanmadıkları bir duayı yapmaz, gerçekleşmeyeceğine inandıkları bir duaya da “âmin” demezler. Önce hamd ile tesbih eder, yani yaratılış amacına uygun şekilde ellerinden geleni yaparlar; ardından gerçekleşeceğine güvendikleri konularda iman eder ve sonrasında mağfiret dilerler. Küçük ya da büyük fark etmeksizin dualar, insanın kendisi için belirlediği hedefler ve amaçlardır. Dua, davet ve dava aynı kökten gelir; yani dua, insanın kendisini bir hedefe davet etmesi ve bir davaya sahip olmasıdır. Amacını yitirenin duası da olmaz, kabulü de olmaz.
Duanın hayata dönük ve karşılıklı bir yönü olmalıdır. Örneğin, Hz. İbrahim’in babası için yaptığı duanın kabul edilmemesinin sebebi, onun hayatta olmamasıdır. Birine dua ediyorsak, onun yaşıyor olması gerekir ki, onun sıkıntılarını gidermeye yönelik belirlediğimiz hedefleri hayata geçirebilelim. Ölmüş birini hayata döndürüp salih amel işlemesini sağlayamayız; ona merhametli olmayı da sağlayamayız. Bu nedenle dua, mutlaka hayata dönük bir hedef içermelidir.
Hani Rabbimiz diyor ya “Onların mezarları başında durma, onlara dua okuma” diye. Neden amaç ne? Çünkü adamlar artık şirk üzere ölmüşler, değiştiremezsin, hedefin yanlış. Şimdi sen kendine bir hedef belirliyorsun. Diyorsun ki: “Rabbim bize dünyada güzellikler ver”. Dua deyince aklınıza nida, niyaz, dilencilerin dilenmesi gelmesin.
“Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin.” Bu duayı siliyorum ve şunu yazıyorum: “Dilenciler gibi dilenmeseniz Allah’a. Allah size niye değer versin.” Burada haşa kral gibi bir Rab tasavvuru, “Dilenin köleler” diye bağıran Tanrı tasavvuru. O yüzden dilencilik değildir dua.
Hedefiniz, amacınız, gayeniz olmasa Rabbim ne diye size değer versin. Hedefsiz, amaçsız, günü birlik yaşayan insanlara Allah niye değer versin. Kötü amaç, yanlış hedefler kişinin kendine duası değil bedduasıdır.
İbrahim ÇELİK




Yorumlar