top of page

Allah’ın rızık vermesi, canlıları tek tek beslemesi anlamında anlaşılmamalıdır.

 

(Hud 52-6)

 

 

وَمَا مِنْ دَٓابَّةٍ فِي الْاَرْضِ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ رِزْقُهَا وَيَعْلَمُ مُسْتَقَرَّهَا وَمُسْتَوْدَعَهَاۜ كُلٌّ ف۪ي كِتَابٍ مُب۪ينٍ

Vemâ min dâbbetin fî-l-ardi illâ ‘ala(A)llâhi rizkuhâ veya’lemu mustekarrahâ vemustevde’ahâ(c) kullun fî kitâbin mubîn(in)

 

Ve yeryüzünde, debelenen (didinen) hiçbir varlık yoktur ki rızkı Allah’a ait olmasın! Ve onun karar kıldığı ve geçici olduğu yeri, O bilir. Hepsi Kitab-ı Mübindedir.


Allah, her canlıyı bu geçici dünya hayatında varlığını sürdürebileceği bir potansiyelle yaratmıştır. Bu potansiyellerin tamamı “kitâb-ı mübîn” kapsamında değerlendirilir.


Canlılara verilen yetilerle rızıklarını temin etmeleri, “kitâb-ı mübîn” olarak ifade edilen tabiat düzeninde açıkça görülmektedir. Bu yönüyle tabiat, onu okuyabilenler için bir kitap gibidir.

Bu kitabın içinde yer alan tüm canlılar ise, Allah’ın varlığına ve kudretine işaret eden birer ayet niteliği taşımaktadır.


Allah’ın rızık vermesi, canlıları tek tek beslemesi anlamında anlaşılmamalıdır.

Bu ifade, Allah’ın canlılar için rızık kaynaklarını yaratması, onları bu rızka ulaşabilecek donanım ve imkânlarla var etmesi anlamına gelir. Yani rızık; bir düzen, bir imkân ve bir sistem olarak sunulmuştur.


Dolayısıyla bir canlının rızkı, onun sahip olduğu kabiliyetler, bulunduğu ortam ve içinde yer aldığı tabiat düzeni çerçevesinde ortaya çıkar. Bu yönüyle “rızık Allah’a aittir” ifadesi, rızık sisteminin kaynağının Allah olduğunu belirtir; her bir canlının tek tek fiilen beslenmesi anlamını zorunlu kılmaz.


Rızkın Allah’a ait olması, rızık kaynaklarını ve bu kaynaklara ulaşmayı mümkün kılan imkânları Allah’ın yaratması demektir. Bu durumun “kitâb-ı mübîn” ile ilişkisi de, tabiatta yer alan düzen ve yasalar üzerinden anlaşılabilir.


Nitekim tabiat kitabına bakıldığında, her canlının rızkına ulaşmasını sağlayacak özelliklerle donatıldığı görülür. Örneğin kartala keskin gözler, güçlü kanatlar ve etkili pençeler verilmiştir. Kartal, bu özellikler sayesinde rızkını elde eder.


Azık ile rızık birbirinden farklı kavramlardır. Rızık, yalnızca tüketilen gıdalarla sınırlı değildir; bu şekilde dar bir anlam verilmesi bazı yanlış anlamalara yol açmaktadır.


Canlılar, kendilerine verilen imkân ve yetilerle azıklarını temin ederler. Bu yetiler ise onların rızkı kapsamındadır. Bu nedenle, Allah’ın rızkı vermesi; her canlıya rızkını elde edebileceği potansiyel ve donanımın verilmesi anlamına gelir.


Dolayısıyla hiçbir canlı yoktur ki, rızkına ulaşmasını sağlayacak bir imkânla yaratılmamış olsun. Ancak bu imkânların kullanılması, o canlının kendi varlık düzeni içinde gerçekleşir.


Allah insana akıl vermiştir. İnsan bu aklı kullanmadığında, rızkını bulamaz, temin edemez; kendisine sunulan imkânları değerlendiremez. Aynı şekilde, sahip olduğu imkânları geliştiremez ve başkalarına da fayda sağlayamaz. Bu durumda, verilen rızkı kullanmamak; insanın veya canlının mahrumiyet yaşamasına sebep olur. Ayrıca hastalık, sakatlık gibi çeşitli engeller de rızka ulaşmayı zorlaştırabilir.


Bu çerçevede, her uzvun ve yetinin de kendine özgü bir rızkı vardır: Gözün rızkı ışıktır; ışıkla buluşmayan göz zamanla işlevini yitirir. Aklın rızkı bilgidir. Gönlün rızkı sevgidir. Kulağın rızkı ise sestir.


Dolayısıyla her canlı, kendisine verilen bu imkânları etkin bir şekilde kullanmadığında, rızkından mahrum kalmış olur.


İbrahim ÇELİK

 

 

 

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin

Bize ulaşın
Bilgi paylaşımı için burdayız...

bottom of page