İnsanlığın Kurtuluşu Kur'an'dır
- ibrahim Çelik

- 14 Oca
- 5 dakikada okunur
İnsanlığın kurtuluşu Kur’an’dır. Çünkü Kur’an, hakla batılı ayırandır. Dünyanın en zalimi, bu gerçeği örterek Allah ve elçisi adına din uydurandır. Kur’an bu zalimliğe dikkat çekiyor: “…Kendi uydurduğu yalanı Allah’a isnat edenden daha zalim biri olabilir mi?” (Kehf Suresi 15).
Kur’an’a ve peygamberimize uymak iki ayrı şey değildir. Kur’an’a uyan, peygamberimize de uymuş olur. Çünkü peygamberimiz Kur’an’ı tebliğ etmek ve Kur’an’a göre yaşamakla emrolunmuştur.
Âlemlere rahmet olarak gönderilmiş peygamberimizin dini konularda, yine âlemlere rahmet olarak indirilen vahiy dışında davranması söz konusu değildir. Peygamberimize gösterilecek gerçek saygı ve destek, Kur’an’ın rehberliğinde, din adına uydurulan şeyler ile mücadele ederek dini özüne döndürmektir. Allah’ın dini; Allah’ın dediğidir. O halde herkes din adına Kur’an’dan konuştuğu kadar doğru; Kur’an’a uyduğu kadar Müslüman’dır.
Vahyi Allah Bildirir, Allah Açıklar Allah dini konularda bazı şeylerin açıklamasını yapıp bazı şeylerin açıklamasını başkalarına bırakmaz. Din Allah’ın dini ise o din için gerekli olan her şeyi açıklamak da başkasının değil Allah’ın işidir.
Rabbimiz ayetleri için peygamberimize: “Onu aceleye getiresin diye dilini onunla hareketlendirme! Onu toplamak ve okumak bize düşer. O halde, biz onu okuduğumuzda, sen onun okunuşunu izle. Sonra onu açıklamak da bizim işimiz olacaktır.” diyor (Kıyamet Suresi 16-19). Dikkat edilirse ayette onu açıklamak senin işin denilmiyor, bizim işimiz deniliyor. Rabbimiz, peygamberimize insanlar arasında nasıl hükmedeceğini kendisine göndermiş olduğu vahiy ile öğrettiğini söylüyor: “Şüphesiz, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği gibi hükmetmen için biz sana Kitab’ı hak olarak indirdik. Hainlerin savunucusu olma.” (Nisa Suresi 105).
Ayetler açık bir şekilde din adına gerekli olan açıklamayı sadece Allah’ın yaptığına ve peygamberimizin de kendisine gelen vahiy tamamlanmadan önce Allah’ın hükmü konusunda acele etmemesi gerektiğine vurgu yapıyor: “Gerçek hükümdar olan Allah, yücedir. Sana vahyedilmesi henüz tamamlanmadan önce onu anlamak (hakkında görüş sahibi olmak) için acele etme; ‘Rabbim, ilmimi artır!’ de.” (Taha Suresi 114). “…İşte Allah, size ayetlerini böyle açıklar ki akıl erdiresiniz.” (Bakara Suresi 242). “…Ayetleri size açık-seçik bildiriyoruz ki, aklınızı işletebilesiniz.” (Hadid Suresi 17). “…İşte biz aklını kullanan bir toplum için ayetlerimizi böyle açıklıyoruz.” (Rum Suresi 28). “…Ayetlerimizi kavrayabilmeleri için nasıl da inceden inceye açıklıyoruz.” (En’am Suresi 65). İ
nsanların peygamberimize sordukları bazı soruların Kur’an’da açıklandıklarını görüyoruz. Demek ki Allah bu soruların açıklığa kavuşturulmasını dilemiş ve peygamberimize gönderdiği ayetler ile bu sorulara açıklık getirmiştir. “Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki…” (Bakara Suresi 215). “Sana nelerin helal kılındığını soruyorlar. De ki…” (Maide Suresi 4). “Sana saatin (kıyametin) zamanını soruyorlar. De ki…” (A’raf Suresi 187). Bu türden ayetler açık bir şekilde peygamberimize sorulan sorulardan cevaplanması gerekenlerin peygamberimiz tarafından değil bizzat Allah tarafından açıklanıp cevaplandığını göstermektedir. Ayetlerde “Sana şunu soruyorlar. Sen onlara açıkla” denilmiyor. “De ki:” denilerek açıklama yapılıyor. Yine başka bir ayette bu durum çok açık bir şekilde ifade ediliyor: “İşte biz, ayetlerimizi böyle inceden inceye açıklıyoruz ki sana: ‘Sen gerçekten ders almışsın (bunları bir yerden okumuş, öğrenmişsin)’ desinler ve biz de bilen bir topluluğa onu iyice açıklamış olalım.” (En’am Suresi 105). Bununla birlikte “Sana… soruyorlar” kalıbı dışında da birçok ayette “De:” ile başlayan ve insanların muhtemel sorularına ya da sorunlarına cevap veren ayetlerin varlığı da tüm bunların Allah tarafından açıklığa kavuşturulduklarını göstermektedir.
Rabbimiz ayetlerini yine ayetleri ile açıklıyor. Kur’an kendi kendisinin tefsiridir. Kur’an’ı anlamanın yegâne yolu Kur’an’ı kendisi ile anlamaktır. Bir şey ayetler yolu ile açıklanmamışsa demek ki o şey dinen gerekli değildir ve bizim şahsi tercihimize, görüşümüze bırakılmıştır: “Ey iman sahipleri! Size açıklandığında canınızı sıkacak şeylerle ilgili soru sormayın. Kur’an indirilmekteyken onları sorarsanız size açıklanır. Allah onları affetmiştir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok yumuşak davranandır.” (Maide Suresi 101).
Dinen gerekli olmayan bir şeyi Allah açıklamadığı için, peygamberimiz bu konularda bir açıklama yapamaz. Bu türden konular helal dairesi içinde insanların kişisel tercihlerine bırakılmıştır.
Buna rağmen Allah’ın gerek görmediği için açıklamadığı birçok şey örneğin insanların hangi renkleri ve ne türden kumaşları giymeyi tercih edeceklerinden, nasıl yemek yiyeceklerine ve hangi metalleri takı olarak kullanabileceklerine kadar dinde olmayan, insanların kişisel tercihleri ve toplumlarının kültürleri ile alakalı olan birçok detay peygamberimizden sonra peygamberimiz üzerinden açıklanmaya ve dinselleştirilmeye çalışılmıştır. Böylece evrensel kuralları olan bir din, uydurulan rivayetler sebebiyle yöresel örf ve adetlere boğularak evrenselliğinden saptırılmıştır.
Kendi Kendisinin Tefsiri: Kur’an Kur’an çevirmeni Muhammed Esed, Kur’an’ın kendi kendisinin tefsiri olduğunu tercümesinin önsözünde şu şekilde anlatır: “Kur’an bireysel emir ve öğütler içeren bir derleme olarak görülmemelidir. O eksiksiz bir bütündür. Şöyle ki; her ayet ve her cümlenin diğer ayet ve cümlelerle yakın alakası vardır ve bütün bu ayet ve cümleler birbirlerini açıklar ve ayrıntılı kılar.
Sonuç olarak, Kur’an’ı anlayabilmek için Kur’an’da yer alan her ifadenin başka bölümlerde nasıl geçtiğine bakmalı, Kur’an’da geçen konuları sık sık yapılacak Kur’an içi göndermelerle açıklamaya çalışmalı, Kur’an’ın temel mantığı ve temel inançları ışığında ayetleri yorumlamalıyız. Bu kural uygulandığı takdirde göreceğiz ki Muhammed Abduh’un da dediği gibi, Kur’an kendisinin en iyi açıklayıcısıdır.”
Allah’ın sözünü yeterli görmeyen ve bir anlamda din adına O’nun sözlerine tam bir teslimiyet ile güvenmeyen biri Müslüman olabilir mi?
Çoğu Müslüman, âlim saydığı kişilere ve kitaplarına güvendiği kadar Allah’a ve kitabına güvenmiyor ya da onu yeterli görmüyor. Dini doğrudan Allah’tan değil âlim saydıkları kişiler üzerinden öğrenmek istiyorlar. Oysa Allah bu kitabı sadece belli insanlar okuyup anlasın diye indirmedi. En bilgisiz olandan, en bilgiliye kadar her seviyeden insana hitap edebilecek eşsizlikte bir mesajdır Kur’an.
Hiç okumadığı Kur’an’ı yeterli bulmuyor yani bir anlamda ona gerektiği gibi güven duymuyor ve yine birçoğundan habersiz olduğu hadis rivayetlerini Kur’an’ın önüne koyuyor çoğu insan. Şayet bu kişiler Kur’an dışı kaynaklara güvenip bağlandıkları kadar Kur’an’a bağlansalar, o zaman gerçekte bu kaynaklara ihtiyaç olmadığını anlayacaklar.
Kimi insanlar dinini kaynağından öğrenmeye değil, atasından görüp öğrendiği dini Kur’an’da bulmaya çalışıyorlar. Bulamayınca da Kur’an’ın eksik, yetersiz olduğunu söylüyorlar.
Bu tam olarak insanın kendi eliyle kendini düşürdüğü bir tuzaktır. Bu kadar insan aynı kapana kısılmış ve hep bir ağızdan aynı şeyi tekrar ediyorlar. Bunca Müslüman sabah akşam isim ve sıfatları ile dua ediyor Allah’a. O’nu her türlü noksanlıktan tenzih ettiğini ifade ediyor.
Demek ki Allah her türlü noksanlıktan uzak ama vahyettiği kitabında kullarından istediklerini açıklamak konusunda değil. Şüphesiz böyle bir şeyi düşünmek bile mümkün değil. Kur’an’da din adına ne bir eksik var ne de bir fazla. Bugün din adına Kur’an’ın yeterli olduğunu anlatmakta en fazla güçlük çekilen insanların neredeyse tamamı Müslüman. Çünkü zihinleri o kadar çok bilgi kirliliğine maruz kalmış ki, kendi akıllarını kullanarak sahip oldukları kabullerini ve geçmişten gelen aktarımları sorgulayacakları yerde, çoğunluğun inandığı şeylere inanıyorlar.
Kendi inandıklarını Kur’an’da bulamayınca da Kur’an’ın bildirdiklerini eksik sanıyor ve sonuçta başka kaynaklara ihtiyaç duyuyorlar. Sanki İslam âleminin paramparça olmuş mezhep ve hadis görüşlerinin kendi içinde bir ittifakı var. Allah’ın dini ortak kabul etmez. Komisyonlara, başkalarının görüş ve yorumlarına fırsat vermez. Allah dinini gönderir ve onu en güzel şekilde açıklar. Ancak yaygın olarak yaşanılan din, Allah’ın gönderdiği din mi değil mi işte en başta bunun sorgulanması gerekir. Geleneğin bize ezberletip hiç sorgulatmadan kabul ettirdiği kalıplaşmış bilgilerin ve bunu savunan çoğunluğun yanında durmak kolay olan. Allah’ın dinini oyuncağa çeviren ve onca ayeti ile çelişen uygulamalarda bulunan geleneksel İslam algısına karşı Allah’ın ayetleri ile mücadele edip hakkı haykırmaya cesaretimiz var mı? Yoksa sırf “hadis” başlığı altındaki tarihsel bilgileri kurtarmak uğruna Allah’a, Kur’an’a ve peygamberimize atılan bunca iftira ve uydurmaları görmezden gelip kafamızı kuma gömmek kolayımıza mı geliyor?
EMRE DORMAN
ALLAH'A ÖĞRETİLEN DİN



Yorumlar