top of page

Allah neden Müslümanlara yardım etmiyor?



Kur’an, müminlerin kimlerle dostluk ilişkisi kuramayacağını açık bir şekilde ortaya koyar. Nitekim Maide Suresi 57. ayette şöyle buyrulur:


“Ey iman edenler! Sizden önce kitap verilenlerden ve küfre sapanlardan dininizi oyun ve eğlence edinenleri dost edinmeyin. Eğer inanıyorsanız Allah’tan sakının.”

Benzer şekilde Maide Suresi 51. ayette şu uyarı yapılır:


“Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları gönül dostları edinmeyin. Onlar birbirlerinin gönül dostlarıdır. Sizden kim onları dost edinirse o da onlardandır. Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.”


Aynı ilke Nisa Suresi 144. ayette de tekrar edilir:


“Ey iman edenler! Müminleri bırakıp kâfirleri dostlar edinmeyin. Kendi aleyhinize Allah’a apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?”


Bugün coğrafyamıza baktığımızda büyük bir çelişki ile karşılaşıyoruz. Kâbe’nin önünde milyonlarca insan ellerini kaldırıp şöyle dua ediyor:


 “Ya Rabbi! Müslümanlara yardım et. Ya Rabbi mazlumlara yardım et.”


Fakat bu duaların dünyada güçlü bir karşılığı görülmüyor. Müslüman olduğunu söyleyen geniş bir coğrafya büyük sıkıntılar yaşıyor. Bu durum karşısında şu soru ortaya çıkıyor:


Neden yardım gelmiyor?


Burada Kur’an’daki “helâk” kavramını doğru anlamak gerekir. Halk arasında helâk denince genellikle bir kavmin tamamen yok edilmesi akla gelir; Nuh kavmi, Lut kavmi, Ad ve Talmud gibi.


Oysa Arapça kullanımda helâk sadece fiziksel yok oluş anlamına gelmez. Bazen “varlık âleminde yok hükmünde olmak” anlamını da taşır. Yani toplum vardır ama etkisi yoktur; sözünün değeri yoktur; gücü ve itibarı kalmamıştır.


Bugün “ümmet” denilen kalabalıkların durumu da çoğu zaman buna benzemektedir. Sayı olarak çok olsalar bile siyasi, ahlaki ve fikrî ağırlıkları yoktur. Sözlerinin itibarı bulunmaz. Böyle bir durum, aslında çok ağır bir helâk biçimidir.


Bir toplum kendi değerlerine ihanet ettiğinde bu sonuç ortaya çıkar. Kur’an’ın koyduğu ilkeleri terk eden toplumlar, kendi güçlerini de kaybederler.


Bugün dünya siyasetinde görülen bazı çelişkiler de bu gerçeği ortaya koymaktadır. Müslüman olduğunu söyleyen bazı ülkeler, zulüm uygulayan güçlere çeşitli şekillerde destek verebilmektedir. Buna rağmen aynı toplumlarda insanlar namaz kılmakta, oruç tutmakta ve hac ibadetini yerine getirmektedir.


Kur’an ise bu konuda çok açık bir ilke ortaya koyar:Müminler, Allah’ın değerlerine savaş açan güçleri dost ve destekçi edinemez.


Bu noktada Kur’an’ın bir başka uyarısı da hatırlanmalıdır. Hucurat Suresi 14. ayette şöyle denir:


“Bedeviler ‘iman ettik’ dediler. De ki: Siz iman etmediniz; fakat ‘teslim olduk’ deyin. Çünkü iman henüz kalplerinize girmedi.”


Yani görünürde Müslüman olmak ile gerçek anlamda mümin olmak arasında büyük bir fark vardır. Kur’an’da ilahî yardımın vaadi, “Müslümanım diyen herkese” değil, gerçek müminlere yöneliktir.


Nitekim Muhammed Suresi 7. ayette şöyle buyrulur:


“Eğer siz Allah’a yardım ederseniz, Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.”


Bu ayet önemli bir ilke ortaya koyar: İlahi yardım tek taraflı bir vaat değildir. İnsanların önce Allah’ın yolunu desteklemeleri gerekir.


Eğer bir toplum Allah’ın sınırlarını çiğniyor, zulmü yaygınlaştırıyor, faiz, rüşvet ve ahlaki yozlaşmayı normal hale getiriyorsa; o toplumun ilahi yardım beklentisiyle kendini sorgulaması gerekir.


Kur’an, Allah’ın kitabını hayatın merkezine koymayan toplumları da eleştirir. Bakara Suresi 101. ayette Allah’ın kitabını arkalarına atanlardan söz edilir. Ayrıca Furkan Suresi 30. ayette Peygamber şöyle şikâyet eder:


“Ey Rabbim! Benim kavmim bu Kur’an’ı terk edilmiş bıraktı.”


Kur’an’a göre kitap rehberdir. Rehber ise insanın arkasında değil, önünde olur. Eğer bir toplum Kur’an’ı hayatın merkezinden çıkarıp başka otoriteleri rehber haline getirirse, bu durum büyük bir sapma doğurur.


Sonuç olarak Kur’an’ın verdiği mesaj açıktır:İlahi yardımın gelmesi için önce imanın kalplere yerleşmesi, Allah’ın değerlerinin hayatın merkezine konulması ve adaletin savunulması gerekir. Aksi halde sayı çok olsa bile bir toplum etkisiz, itibarsız ve güçsüz hale gelebilir.


İbrahim ÇELİK

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Peygamberimiz Sünnet namazı kılarmıydı?

Farz namazı hariç bütün namazlar nafiledir. Ve hiçbir nafileye isim verilerek niyet edilmez. Sünnet namazlara sünnet diye niyet edilmez. Nafile namaz diye niyet edilir. Sabah namazının sünneti diye ni

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin

Bize ulaşın
Bilgi paylaşımı için burdayız...

bottom of page