top of page

Çoluğundan çocuğundan çıkar sözü ne kadar doğrudur?

(Bakara 134)

 

 

 

تِلْكَ اُمَّةٌ قَدْ خَلَتْۚ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَلَكُمْ مَا كَسَبْتُمْۚ وَلَا تُسْـَٔلُونَ عَمَّاكَانُوا يَعْمَلُونَ

Tilke ummetun kad ḣalet(s) lehâ mâ kesebet velekum mâ kesebtum(s) velâ tus-elûne ‘ammâ kânu ya’melûn(e)

 

İşte onlar bir ümmetti ki geldi, geçti. Onların kazandığı şeyler kendilerine, sizin kazandıklarınız sizedir. Onların yapmış olduklarından size sorulmaz.

 

Bu ayet aslında dinin soyluluk nişanı niteliğinde olmadığını, bilakis her neslin ve bireyin kendi cüzi amelleriyle tartılacağını beyan eden ulvi bir hükümdür ve adaletin esasını teşkil eder.

 

Dinsel miras, yalnızca kan bağıyla değil, o yaşam biçiminin ve inanışın gereklerini bizzat yaşayarak nesilden nesile aktarılmalıdır. Başkasının kulluğu üzerinden manevi bir kazanç veya ayrıcalık edinilemeyeceğini açıklıkla belirtir.

 

Kulluk, baba oğul arasında devreden bir mülk ya da vasiyet olarak miras alınamaz. Kendi kendini Seyyid ilan edenlerin veya soylarının şeyh gibi makamlara dayalı olduğunu iddia edenlerin öne sürdüğü ayrıcalıklara karşı bu ayet oldukça berrak bir reddiye içermektedir. Onlar bir ümmetti, gelip geçmişlerdir. Siz ne yaptınız, ona bakın demektedir. Çünkü sorumluluğun kişiselliği ilkesi bunu zorunlu kılar.

 

Bu ayette, ataların günahı meselesi köklü bir biçimde ele alınmaktadır. Özellikle Hz. Adem'in ilk günah doktrinine dair kavramlar örnek olarak gösterilebilir. Böylece Hristiyanlara yönelik bir yanıt da verilmiş olmaktadır.

 

“Onların yaptıklarından size sorulmaz” ifadesi, geçmiş kuşakların hatalarının cezalarının onların torunlarına yüklenmeyeceğini de vurgulamakta ve bu, çok temel bir ilkeyi ifade etmektedir. Bunu sadece dinde değil, siyasette, ekonomide, aklınıza gelen her alanda düşünebilirsiniz.

 

Dedesi bir hata yapmışsa bunun cezasını torunu çekemez. Ne onların salih amellerine varis olup bedavadan kurtuluşa erebilirsiniz ne de onların günahları sebebiyle mahkûm olursunuz demiş oluyor ayet. Bu Kur’ân’daki adalet ilkesinin bir gereğidir. Bu evrensel ilke semai [1]geleneklerdeki iki büyük günah algısını tahsis ediyor.

 

Hristiyanlık öğretisindeki Hz. Adem’in işlediği asli günahın tüm insanlara sirayet ettiği, ancak Hz. İsa’nın kefaretiyle temizleneceği inancı, bu ayetin koyduğu sorumluluğun şahsiliği ilkesiyle ortadan kaldırılmıştır.

 

Yahudi geleneğindeki peygamber ataların seçkinliği üzerinden bir milli üstünlük veya garantilemiş kurtuluş devşirme çabası da yine ayetin “herkesin kazandığı kendinedir” hükmüyle reddedilir.

 

Netice itibarıyla İslam, insanı tarihi yüklerinden ve soyluluk aristokrasisinden kurtararak onu doğrudan kendi eylemleri ve iradesiyle yüz yüze bırakmaktadır. Ayetler, geçmişin onuruna tutunmak yerine bugünün sorumluluğunu üstlenmeye davet eder. Bu bireysel çabaya verilen değer, muhatabın kurtuluşu topluluğun içinde kalmak ve atalarının başarılarıyla övünmek şeklinde yorumlamasından kaynaklanmakta; bu da kişiye ilkel bir bakış açısı kazandırmaktadır.

 

Mezarlarla övünmenin ilkel bir bakıştır. Allah'ın Elçisi, Yahudileşmiş ve Hristiyanlaşmış bir düşünce yapısı içinde Yesrib’de yaşamıştır. Görüyoruz ki bu düşünce yapısı bize de sirayet etmiştir. İşte, 135 numaralı görüşte bu hususa dair bir ifade bulunmakta.


[1] Semai, işitilen, kulak yoluyla aktarılan. Semavi ise gökten indiği iddia edilen.


İbrahim ÇELİK

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Bugün bir esma öğrenelim...

EL-ĞAFÛR Eşsiz bağışlayıcı Günahları sınırsız bağışlayan “Ama önce kötülük işleyip de ardından pişmanlık duyarak Allah’a güvenle yönelenlere gelince: Kuşkusuz senin Rabbin –hele de böyle bir tövbede

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
6056057d5cae1e014c36f82149d29b61.jpg

Bize ulaşın.
Bilgi paylaşımı için burdayız...

İLETİŞİM

  • Facebook
  • X
  • Instagram
  • YouTube
bottom of page