Sizin Namazınız Nasıl?
Bugün kime sorsanız, “Namaz Allah’ın emridir, borcumuzu ödemek için kılıyoruz” cevabını alırsınız.
Namaz çoğu zaman cenneti garantilemenin ve cehennemden kurtulmanın bir yolu olarak görülür.
Peki Kur’an, bu ibadeti gerçekten bir borç-alacak ilişkisi olarak mı ele alıyor?
Metne baktığımızda durumun bambaşka olduğunu görürüz. Taha suresinin 14. ayetinde namazın gerekçesi şöyle açıklanır: “Şüphesiz ben, evet ben Allah’ım. Benden başka ilah yoktur. Bana kulluk et ve beni anman için namaz kıl!”
Buradaki vurgu, Allah’ı hatırlamak ve anmak içindir. İnsan çabuk unutan bir varlıktır. Gündelik koşturmaca, kibir, para ve güç sarhoşluğu içinde Allah’ı kolayca unutabilir. Günde beş vakit alnını yere koymak, Allah’ın buna ihtiyaç duymasından çok, insanın kibrini kırmasıyla ve haddini bilmesiyle ilgilidir.
Daha da önemlisi, Ankebut suresinin 45. ayeti namazın pratik sonucunu açıklar: “Kitaptan sana bildirileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Çünkü namaz, çirkinliklerden ve kötülüklerden alıkoyar. Allah’ı anmak ise en büyük erdemdir. Allah, yaptıklarınızı bilir.”
Namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Kıldığınız namaz sizi haksızlık yapmaktan ve kul hakkı yemekten geri tutmuyorsa, geriye yalnızca fiziksel hareketler kalır.
Maun suresinde “Yazıklar olsun o namaz kılanlara” denmesinin sebebi tam olarak budur. Namaz kıldığı hâlde yetimi itip kakanlar ve samimiyetten uzak olanlar, namazı ödenip kurtulunan bir borç olarak görür. Oysa namaz, insanın günde beş vakit kendini sınamasıdır.
Sizce hayatında hiçbir ahlaki dönüşüm sağlamayan bir namaz, amacına ulaşmış sayılır mı?






Yorumlar