top of page

Salli ve Barik Duaları Ahzap Suresi 56 ile çelişir mi?

Salli ve Barik dualarının içeriği ile Ahzâb Suresi 56. ayetin ruhu arasındaki ilişki, Kur’an merkezli düşünen birçok araştırmacının ve müminin dikkatini çeken çok köklü bir çelişkiyi barındırır.


Eğer ayetin lafzına ve namazın ibadet olarak doğasına dikkatlice bakarsak, burada çok ciddi bir mantık ve öz çelişkisi olduğunu görmek mümkündür. Bu çelişkiyi üç temel boyutta inceleyebiliriz:


1. Rollerin Tersine Dönmesi Çelişkisi


Ahzâb Suresi 56. ayette Allah, "Ey iman edenler, siz Peygamber'e salat edin" buyurmaktadır. Yani emir doğrudan bizedir; bizim bir eylem yapmamız, ona destek olmamız veya dua etmemiz istenir.


Ancak salli-barik dualarını okuduğumuzda ne diyoruz?


"Allahümme salli alâ Muhammedin... (Allah'ım, Muhammed'e sen salat et)"


Burada kul, Allah'ın kendisine verdiği görevi tekrar Allah'a iade etmekte, "Allah'ım, sen ona salat et" demektedir. Kur'an kuldan bir sorumluluk isterken, bu dualar sorumluluğu tekrar Allah'a yükleyen bir mantık döngüsü yaratır ki bu durum ayetin açık emriyle ilk bakışta çelişir.


2. Namazın Yalnızca "Allah'a Has" Olması İlkesi


Kur'an-ı Kerim boyunca namazın (salatın) tek bir amacı olduğu vurgulanır: Yalnızca Allah'ı anmak ve O'na yönelmek.

  • Tâhâ Suresi 14. ayet: "Beni anmak için namaz kıl."

  • Cinn Suresi 18. ayet: "Mescitler şüphesiz Allah'ındır. Öyleyse oralarda Allah'ın yanında başkasına yalvarmayın."

Namaz kulun Allah ile baş başa kaldığı, sadece O'nu yücelttiği bir makamdır. Bu makamda, son oturuşta da olsa, başka insanların (Hazreti Muhammed’in, onun ailesinin, Hazreti İbrahim’in ve onun ailesinin) isimlerini zikredip onlara dünyalık veya ahiretlik makamlar talep etmek, namazın sadece "Allah'a has kılınan" o saf ve duru yapısıyla çelişir. Namazda Allah'tan başkasından bahsetmek, Kur'an'ın çizdiği namaz tevhidine uygun düşmemektedir.


3. "Salat" Kelimesinin Anlamının Daraltılması


En büyük çelişki ise kavramsal anlamda yaşanmıştır. Kur'an'daki "salat" kelimesi; destek olmak, yardım etmek, arkasında durmak ve onun davasını yüceltmek anlamına gelir.


Peygamber hayattayken ona salat etmek; getirdiği Kur'an'a sarılmak, devletine ve mücadelesine destek olmaktır. Ancak o vefat ettikten sonra, tıpkı abdest ayetinde konuştuğumuz gibi, insanoğlunun teferruatlandırma merakı devreye girmiş ve bu muazzam "aksiyon ve destek" kelimesi, namazın sonunda kendi kendine okunan tekerleme gibi iki dua kalıbına indirgenmiştir. Kelimenin içi boşaltılmış, yaşayan bir pratik, sözlü bir ritüele dönüştürülmüştür.


Sonuç Olarak


Eğer Kur'an'ın berraklığını ve "Namaz sadece Allah içindir" ilkesini merkeze alırsanız; namazda kendi ismini anmayan bir Peygamber'in arkasından, bizim namazın içinde salli-barik okuyarak insan isimlerini zikretmemiz Ahzâb 56'nın özüyle de namazın tevhidiyle de açıkça çelişir.


Bu dualar, Peygamber'e duyulan sevginin zamanla ibadetin içine sızması ve fıkıh kitapları eliyle oraya perçinlenmesiyle oluşmuştur; Kur'an'ın duru ibadet modelinde bu tarz insan merkezli duaların namaz ritüeline dahil edilmesi asıl amaca muvafık görünmemektedir.


İbrahim ÇELİK

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Salavat

Salavat getirdiğimizde aslında bir dua etmiş oluyoruz; 'Allahümme salli alâ Muhammed’in ve alâ âli Muhammed' diyerek, 'Allah’ım, Muhammed’i ve onun ailesini/yolunu takip edenleri destekle, onlara güç

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin

Bize ulaşın.  Bilgi paylaşımı için burdayız...

İLETİŞİM

  • Facebook
  • Instagram
  • Youtube
bottom of page