top of page

İnsana ruh üflenmesi ne demektir?



ثُمَّ سَوّٰيهُ وَنَفَخَ ف۪يهِ مِنْ رُوحِه۪ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَۜقَل۪يلًا مَا تَشْكُرُونَ

Śumme sevvâhu venefeḣa fîhi min rûhih(i)(s) vece’ale lekumu-ssem’a vel-ebsâra vel-ef-ide(te)(c) kalîlen mâ teşkurûn(e)

(Secde Suresi 9)

 

Sonra onu sevva etti ve onun içine ruhundan üfürdü ve sizler için semi, basar ve fuadlar kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz!

 

Allah, sizin için işitme, görme ve fuad (idraki kavrama yetisi) var etmiştir. Bu yetiler sonradan kazanılmıştır. Önceden sadece duyuyor ve bakıyordunuz; ancak zamanla hakikati işitmeye, görmeye ve basiret göstermeye başladınız. Çünkü idrakiniz gelişti.

 

Pasajda, önce toprak ve su gibi temel unsurlar üzerinden beşerin elementer süreçle yaratıldığı anlatılmakta; ardından bu beşerin neslinin nutfeden devam ettiği ifade edilerek konu embriyolojik aşama üzerinden insana taşınmaktadır.


Yani insanın yaratılış sürecinin başlangıcı çamur ve topraktır; nihai noktası ise insandır. Bu süreçte ara aşamayı “beşer” kategorisi oluşturmaktadır. Eğer “beşer” son aşama olsaydı, yaratılış doğrudan “beşerî çamurdan yarattık” şeklinde ifade edilirdi. Ancak anlatım, beşerin bir ara kategori olduğunu göstermekte; nihai kemal aşamasının insan olduğunu vurgulamaktadır.


Yaratılış süreci; önce topraktan başlamakta, ardından beşerin var edilmesiyle devam etmekte ve nihayet ruhun üflenmesiyle insanın ortaya çıkmasıyla tamamlanmaktadır. Toprak ve nutfe aşamalarından geçerek çoğalan beşerin, insana dönüşüm süreci ise 9’uncu ayette açıklanmaktadır.


Bu aşamaların detaylı şekilde anlatılması, ilahî emrin nasıl tebliğ edildiğini ve hangi zeminde muhatap bulduğunu izah etmek içindir. Yani Allah, emrini gökten yere indirmiş; ancak bu emrin muhatabı olacak insanın, belirli bir potansiyele ulaşmasını takdir ederek bu süreci gerçekleştirmiştir.


Bu süreç, Meâric Sûresi 4’üncü ayette de ele alınmaktadır. Orada, Âdem ile Hz. Muhammed arasındaki dönem, yani Allah’ın beşerle iletişime geçmesi ve ona ruh üflemesi süreci, elli bin yıl olarak ifade edilmiştir. Ancak insanlar, bu uzun zaman dilimi içerisinde Allah’ın indirdiği ilkeleri hayattan uzaklaştırmış ve etkisiz hâle getirmiştir.


Dikkat edilirse, ayette “sonra onu düzenledi (sevva etti)” ifadesiyle beşerin durumu anlatılırken; ruh üflenmesinden sonraki aşamada “sizin için” denilerek hitap şekli değişmektedir. Bu da insanın asıl muhatap alınma sürecinin ruh üflenmesinden sonra başladığını göstermektedir.


Yani önce “onu” diye ifade edilen varlık, yaratılış sürecindedir; ardından “size” hitabına geçilmesiyle birlikte artık bilinç sahibi, sorumluluk yüklenen ve muhatap kabul edilen insan ortaya çıkmaktadır.


Allah’ın bu ifadede gerçek ve maddi anlamda “üflediğini” düşünmek doğru değildir. Böyle bir anlayış, Allah’a haşa beşerî özellikler isnat etmek anlamına gelir. Bu nedenle “üfleme” ifadesinin mecazî bir anlatım olduğu kanaatindeyiz ve bu şekilde değerlendirilmelidir.


Ruh üflenmesi ile kastedilen ise, Allah’ın sonsuz ilminden çok az bir kısmının, yarattığı beşere öğretilmesi ve onun bu sayede insan-ı kâmil mertebesine yükselme potansiyeline kavuşturulmasıdır.


“Ve sana ruhtan sorarlar. De ki: “Ruh, Rabbimin emrindendir ve size az bir ilimden başka bir şey verilmedi.” (İsra 85)


Bu durumda şu sonuç ortaya çıkmaktadır: Beşerî insan yapan, ona anlam ve amaç kazandıran şey, ilahî öğretidir. Bu ilahî öğretinin de kendine özgü isim ve sıfatları vardır.

Başka bir ifadeyle, Kur’ân’ın da ifade ettiği bu ilahî rehberliğin, insanı dönüştüren ve olgunlaştıran nitelikleri bulunmaktadır.


Bu sıfatlardan bazıları şunlardır: Karanlıklardan aydınlığa çıkaran nur, doğruyu eğriden ayıran furkan, ikram ederek öğreten kerîm, muhatabına şeref kazandıran mecîd, olayları en güzel şekilde aktaran ahsenu’l-hadîs, basiret kazandıran besâir, yol gösteren hüdâ ve hayata anlam ile amaç kazandıran rûhtur.

  

Peki ruh beşere nasıl bir anlam ve amaç kattı? Onu da şuradan okuyoruz:

 

“Kurân işiten, gören ve bunları yorumlama kabiliyeti olan beşere, yer yüzünün halifesi olma gibi bir anlam ve amaç yükleyerek üflenilen ilahi ruhtur.”

 

Ayette geçen “sevva” ifadesi, insanın “ruh” olarak ifade edilen ilahî bilgiyi alabilecek seviyeye getirilmesini anlatır. “Üfleme” ifadesi ile İsra Sûresi 85’inci ayet birlikte değerlendirildiğinde, zımnen şu sonuca ulaşılmaktadır:


“Ruhun üflenmesi” ifadesi, Allah’ın sonsuz ilminden çok az bir kısmının, insanı bilgilendirmek amacıyla vahyedilmesi anlamına gelmektedir. Bu, tabiri caizse, bilginin insana doğrudan verilmesi değil; onun idrakine uygun ölçüde sunulması, yani ‘bilginin koklatılması’ şeklinde mecazî bir anlatımdır.


Ayetin sonunda “Ne kadar az şükrediyorsunuz!” denilmektedir. Şükür; nimeti vereni tanımak, kabul etmek ve bunu ortaya koymak anlamına gelir. Bunun zıddı olan küfür ise, nimeti vereni inkâr etmek, görmezden gelmek ve örtmek demektir.


Hakkı işiten, gören ve onu hayatına yansıtan insan, yaratılış amacını yerine getirerek şükretmiş olur. Buna karşılık, hakka karşı sağır ve kör kalan; duygularını batıl ile besleyen kimse ise küfür içinde olup nankörlük etmektedir.


Bu nedenle ayet, insanın sahip olduğu bu imkânlara rağmen şükürden uzak kalmasını vurgulamak için “Ne kadar az şükrediyorsunuz!” ifadesiyle son bulmaktadır.


İbrahim ÇELİK

 

 

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Salli ve Barik Duaları Ahzap Suresi 56 ile çelişir mi?

Salli ve Barik dualarının içeriği ile Ahzâb Suresi 56. ayetin ruhu arasındaki ilişki, Kur’an merkezli düşünen birçok araştırmacının ve müminin dikkatini çeken çok köklü bir çelişkiyi barındırır. Eğer

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin

İLETİŞİM

  • Facebook
  • X
  • Instagram
  • YouTube

Bize ulaşın.  Bilgi paylaşımı için burdayız...

bottom of page