Can ve Cin
- ibrahim Çelik

- 3 gün önce
- 4 dakikada okunur
وَخَلَقَ الْجَٓانَّ مِنْ مَارِجٍ مِنْ نَارٍۚ
Ve ḣaleka-lcânne min mâricin min nâr(in)
(Rahman 15)
Ve cânn’ı, dumansız nârdan yarattı.
Cin olarak anladığımızda, Kur’an’daki diğer ayetlerden insanın yaratılışından önce cinlerin yaratıldığını biliyoruz. Bu nedenle burada dikkat ettiyseniz sıralamada bir terslik var. Ayette önce insanın çamurdan yaratılmasından, ardından ise “cân”ın yaratılmasından söz edilmektedir. Böyle olmaması lazım.
Çünkü kronolojik olarak önce cinlerin, sonra insanın yaratılmasından bahsedilmesi beklenirdi. Buna ilave olarak ayetin Arapçasında “cin” kelimesi değil, “cân” kelimesi kullanılmaktadır.
Peki can nedir?
Cânn, Elmalılı’nın açıklamasına göre cinden farklıdır. Şöyle ki ‘cin’ cins isim, ‘cânn’ ise sıfat ismidir.
İnsanlar deriz, bu insanlar cisminin ismi. Onların bir özelliğinden bahsedersin, oda onun sıfatı olur. Mesela insanlar düşünür. Düşünmek sıfat oldu. İnsan türünün düşünme özelliği. Yani buradaki can, bizim bildiğimiz görünmeyen, bilinmeyen iradeli varlıkların cins ismi değil bir sıfatı, bir özelliği.
Nasıl ki “insanlar” dediğimizde bu, bir varlık türünün adı oluyorsa; o varlığın özellikleri ise sıfatlarını ifade eder. Mesela “insanlar düşünür” dediğimizde, düşünmek insan türünün bir özelliği, yani sıfatı olmuş olur.
Bu çerçevede burada geçen “cân” ifadesi de, bizim yaygın olarak anladığımız şekilde görünmeyen ve bilinmeyen iradeli varlıkların cins ismi değil bir sıfatı bir özelliği.
Elmalılı cânn ve cin kelimelerinin mâlik ile milk gibi vasıf olduğunu söylemektedir. Malik sahip olan, milk sahip olduğu. Yani sen bir mülke sahipsin, maliksin. Bir de senin sahip olduğun bir mülk var. Birde o mülke sahip olma sıfatın var, gibi bir ayrım yapıyor.
Cin; milk gibi cins isim iken, cânn da mâlik gibi bir sıfattır. (Elmalılı) Bu kelime için cin’in tekili olduğu söylendiği gibi çoğul bir kelime olduğunu söyleyenler de vardır. Yan can cinin çoğuludur şeklinde söyleyenlerde olmuştur. (Bkz. Asım Efendi, Kamus. Cin md.) Biz bu yorumlara katılmıyoruz. Biz “can”ın bir sıfat bir özellik olduğunu düşünüyoruz.
Bu âyet dışında Kur’an’ın hiçbir yerinde ‘’Canı dumansız ateşten yarattık.’’ diye bir ifade yok. Ayrıca sözlükler cin kelimesinin tekilinin ‘cinni’ olduğunu anlatılmış.
Kur’an’ın metninde ‘cânn’ kelimesi geçtiği halde onu ‘cinni’/cinler diye tercüme etmeleri onunla ilgili bütün âyetlerin yanlış anlaşılmasına sebep olmuştur.
Şeytan, cin, cân, iblis kelimelerini Kur’an’ın anlatış biçimine göre kavranmadığı için kavram kargaşası ortaya çıkmaktadır.
Kısaca cânn, insanı ayakta tutan enerjidir ve görünmez bir güçtür.!
Cânda cin gibi , c-n-n kökünden gelir. Görünmeyen, bilinmeyen manasındadır. Allah bize bir beden vermis. Birde bu bedeni canlandıracak bir can vermiştir. Bu canın özelliği dumansız ateş.
Mâric, iki mana ile tefsir edilmiştir. Bazıları asıl manası, ızdırap anlamını ifade eden merec‘den, halis ateş ya da dumansız sâfi alev demek olduğunu söylemişler, bazılarıda merec‘in asıl manasının ihtilât (karışma) olması itibariyle, mâric‘inmuhtelit (karışık) dumanlı bir ateş olduğunu ifade etmişlerdir.
Sebebi nüzulde bilinmeyen bir hakikat. Rabbimiz onu bize benzetmelerle anlatıyor. İbn-i Abbas, “mâric” kelimesini“ateşin özü” diye tefsir etmiştir. (İbni Kesir) Karışık alev, dumansız ateş yada kızıl gibi manalar ifade eder.(Rağıb)
Nâr; parlak ve aydın olmak, birşeyden kaçmak. Mesela devenin üzerine vurulan damga ve o damganın kızarması. O da n-v-r kökünden geliyor, çoğulu niran ve envardır. Sözlükte bu odunla, kömürle elde edilen ateş değil, özel bir ateştir. O yüzden cehenneme de nâr diyorlar. Çünkü bizim bildiğimiz dünyadaki ateş değil. Bu kelime Kur’an’da 145 âyette geçmiş ve âhirette günahkârların atılacağı cehennemin bir adı olarak “alevli ateş” anlamında kullanılmıştır.
Nâr, ağaç ve kömürün yanmasıyla meydana gelen bir ateş değil,özel bir ateştir. Bu özel ateş elektriktir. Rabbimiz bize bir beden vermiştir. Bu bedeni harekete geçirecek elektriksel bir sinir sistemi içimize yerleştirmiştir. O zaman Rabbinizin hangi nimetini yalanlıyorsunuz.
Sinir hücreleri elektriği ileten kablolar gibidir. Kolumuzu oynatmamız için beynimizden çok küçük bir volt kolumuza eleltrik iletilmesi lazım. Bu elektrik iletilmezse kol felç olur. O çamurdan yaratılan bedenimiz olur fakat canımız olmaz.
Şuan beş duyumuz ile algıladığımız dumanı olmayan özel ateşin, insan hücrelerinde üretilen 50 milivoltluk elektrik enerjisi olduğunu biliyoruz. Elektrik saniyede 270.000 kilometre civarına karşılık gelen bir hızla vücudumuzda özellikle sinir hücreleri ile verileri iletir ve işler. Bu çok büyük nimet. Çünkü biz bu şekilde bu hızla düşünüp bu hızla konuşup bu hızla gördüğümüz şeyleri veriye dönüştürebiliyoruz. Eğer biraz yavaş olsaydı bizim düşüncemiz yavaşlayacaktı, hayatımız yavaşlayacaktı, davranışlarımız yavaşlayacaktı ve gelen tehlikelere karşı verdiğimiz refleksler yavaşlayacaktı.
Vücudumuzda toplam 40 watlık elektrik enerjisi üretilir. Bu elektrik enerjisi olmadan vücut çalışamaz; elektrik her birimizin yaşamını sürdürebilmesi, konuşabilmesi, hareket edip istediklerini yapabilmesi içinhayati önem taşır. Çünkü kalbe birkaç saniye o elektrik akımı gelmezse kalp durur. Kalp durunca doktorlar elektroşok yapıyor. Çünkü o can dediğimiz elektriğin düzenlenmesi buraya tekrar gelmesi lazım ki, o çamurdan yaratılan beden yaşasın.
Elektriksel akîm bozulduğu zaman beyinde psikolojik rahatsızlıklar olur. İnsan epilepsik ataklar geçirir, kasları kasılır, bazı şizofren gibi rahatsızlıklar olur. Yani bunun olması gereken voltajda olması gereken miktarda olması bizim için hayati önem taşır.
Elektrik olmadığında bütün yaşamsal faliyetler durur. Ölen insanda elektrik olmaz. Fakat biz bunu hiç farkında olmadan yaşıyoruz. Rabbimizin bu nimetinin şuurunda bile değiliz. Ne zaman bu kablolarda bir kopukluk oluyor, fıtık gibi, felç gibi, o zaman anlıyoruz ki bu ne kadar değerli bir şeymiş.
Peki bunları Kur’ân’ı Kerim nasıl bildi?
Elektriğin dahi bilinmediği bir dönemde Kur’an’ın, maddesi et ve kemik olan bedenden sonra milivoltlardan oluşan elektiro kimyasal sisteme, nüzûl ortamındaki muhatabın da itiraz etmeyeceği tarzda değinmesi Kur’an’ın kesinlikle beşerüstü ilahî bir kudretin sözü olduğunun somut delili değil midir?
Rabbimiz yarattığı insanla ilgili muazzam bir tıbbi bilgi veriyor. Bu aslında Kur’ân’ı Kerim’in beşerüstü ilahi bir kutretin sözü olduğunun somut delilidir.
İbrahim ÇELİK




Yorumlar