top of page

DİNDE BİLİNMEYENİ KİME SORACAĞIZ?


Dini hayatın önemli konularından biri de dini soruların kimlere sorulacağı meselesidir. Bu konuyu Yüce Allah Kurân’da gündeme getirmektedir: “Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorunuz.” (Nahl, 43; Enbiya,7)


Ayette geçen “zikir ehli” ifadesini insanlar yanlış yorumlamış, kimisi geçmiş alimlerin açılımını ele alıp “zikir” kelimesini “Tevrat” olarak manalandırmış; kimisi “zikir ehlinin” tarikat şeyhi olduğunu söylemiştir.


İslami bir konuyu biz hahamlardan mı öğreneceğiz? Dini konuları bilmeyenler, hahamlara mı gidecek? Böyle bir açılım olabilir mi?


Zeccac ve Razi gibi müfessirlerin savunduğu görüşü, günümüzde de bazı tefsirciler taklit etmekte; hiç sorgulamadan, taklide kapılarak Müslümanlara bunu söyleyebilmektedirler. Bunun böyle olup olmadığını sorgulayabilselerdi, Nahl 44.ayeti onlara yol gösterecekti. “İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman için ve düşünsünler diye, sana zikri/Kurân’ı indirdik.”


Bu ayette geçen zikir, Kurân’ı ifade ettiği gibi, 43.ayetteki zikir de Kurân’ı ifade etmektedir. Zeccac’ın “zikir ehline” verdiği ikinci mana biraz daha doğrudur; “ilim erbabına ve araştıran, düşünen insanlara sorun” demiştir. Konunun etrafında dolaşmanın bir anlamı yoktur. “Kurân’ı bilene sorun” anlamını vermek gerekiyor.


“Zikir ehli” ifadesini tarikat erbabı, tarikat şeyhi diye yorumlamak, işin çok daha vahim yönünü teşkil etmektedir. Ayetteki ‘zikir’ kelimesini ‘tarikatta çekilen zikir’ olarak manalandırmak olacak şey değildir. Nahl suresinin 44.ayetinde geçen ‘zikir’ kavramı Kurân’ı ifade ettiğine göre, bir üstteki 43.ayette geçen ‘zikir ehli’ de “Kurân ehli”, yani bilen düşünce sahipleri anlamına gelmektedir.


Dini konuları bilmeyenlere Yüce Allah bir metot öğretmekte ve onların, soruları Kurân’ı bilenlere sormalarını öngörmektedir. Bu durum aynı zamanda bilimsel ahlakın bir boyutunu da teşkil etmektedir. Diğer taraftan, dinde fetva verenlere, fetvalarını Kurân’dan vermelerinin önemini öğretmektedir. Dini konular beşeri görüşlere kurban edilemez. Dini kim koyuyorsa, dinin sahibi kim ise onun vahyine gitmeden fetva verilmemeli, görüş beyan edilmemelidir.


Yüce Allah’ın vahyine tabi olmak (Yunus,15; A’raf,3; Ahzap, 2) bu ayetlere göre farzdır. Bu farz görevi, ihlal veya ihmal edilemez ve edilmemelidir. Dinde kimse Allah’ın ve peygamberinin önüne geçemez ve başkasını geçirtemez. (Hucurat 1); kimse dinini Allah’a öğretme gibi yobazca bir harekete girişemez (Hucurat,16); kimse, göklerde ve yerkürede Yüce Allah’ın bilmediği bir şey vardır diye, onu O'na haber vermeye kalkamaz. (Yunus,18)

5 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Biz Müslümanlar peygamberlere iman konusunda aralarında ayrım yapmadığımızı söyleriz. Bu, hepsini peygamber olarak kabullendiğimiz anlamında doğrudur. Ama maalesef pratikte sanki aralarında ayrım yapı

bottom of page