top of page

Bugün bir esma öğrenelim...

EL-ĞAFÛR

Eşsiz bağışlayıcı

Günahları sınırsız bağışlayan

 

“Ama önce kötülük işleyip de ardından pişmanlık duyarak Allah’a güvenle yönelenlere gelince: Kuşkusuz senin Rabbin –hele de böyle bir tövbeden sonra- Ğafûr’dur, Rahîm’dir.” (A’raf 7:153)

 

“(Allah’ın şu müjdesini) ilet:” Ey hadlerini aşıp kendilerini israf eden kullarım! Allah’ın rahmetinden asla umut kesmeyiniz! Allah bütün günahları mağfiret edendir: çünkü O, evet O’dur ĞAFÛR, O’dur Rahîm!” (Zümer 39:53)

 

“Fakat kim kötülük yapar yâda kendine zulmeder ama Allah’tan mağfiret dilerse, Allah’ı ĞAFÛR, Rahîm olarak bulacaktır.” (Nisâ 4:110)

 

“(Musa) “Rabbim!” dedi, “ben kendime kötülük ettim! Ne olur beni affet!” Bunun üzerine Allah onu affetti: Çünkü O, evet O’dur mutlak bağış sahibi (Ğafûr), sonsuz merhametin kaynağı da O’dur.” (Kasas 28:16)

 

“Sonunda (Nuh) Haydi, ona binin!” talimatını verdi; yol alması da, demir atması da Allah’ın adıyla olsun: gerçek şu ki, benim Rabbim elbette Ğafûr’dur, Rahîm’dir.” (Hûd 11:41)

الغافر- الغَفُور- الغفار

“Gâfir”, “Gafûr” ve “Gaffâr” isimlerinin tamamı aynı kökten türemiştir; ancak her biri mağfiretin farklı bir boyutunu ifade eder:


  • Gâfir: Günahı örten, bağışlayan.

  • Gafûr: Bağışlaması sürekli ve kapsamlı olan.

  • Gaffâr: Tekrar tekrar bağışlayan, kulunu günahın kirinden sürekli koruyan.


Bu farklılık, Arapçadaki vezinlerin anlam yoğunluğundan kaynaklanmaktadır. Aynı kökten gelseler de her isim, mağfiretin ayrı bir yönünü ve derinliğini yansıtmaktadır.


Lüğavi Çerçeve;

Her üç isim de “ğ-f-r” kökünden türemiştir. Arapçada “ğ-f-r”; örtmek, perdelemek ve kirlenmekten korumak gibi anlamlara gelmektedir. Savaş esnasında başın dış darbelerden korunması için kullanılan “miğfer” kelimesi de aynı kökten gelir. “Gaffâr” denilmesinin sebebi, gelen darbelere karşı başı örtüp muhafaza ettiği içindir. Başı örten bez parçasına da “ğufr” denir. “Ğafr” ise yüzü yaratıcıdan ve kulluğun günahlarını bağışlayarak örtmesine denir.


Allah, günahları örterken ya “afv” ya da “ğafr” kökünden gelen ifadeleri kullanır. Bu üç isim de yüce yaratıcının eşsiz ve benzersiz mağfiretini anlatmak için kullanılmaktadır. Ancak her üç esmanın da kendine özgü anlam nüansları bulunmaktadır.


“Gaffâr”, ismi fâildir. Anlamı; bağışlayan demektir. İsm-i fâil olması hasebiyle bağışlamayı kendisine meslek edinen, kulunun istiğfarına mağfireti ile cevap veren anlamını taşımaktadır.


“Gafûr”, ism-i fâilin mübalağalı hâlidir. Keyfiyet yönünden bağışı bol olan; en büyük günahları bile bağışlayan demektir. Kullarını günahlarının şekline ve çeşidine bakmaksızın bağışlayan, tarifsiz bir mağfiret kaynağı anlamına gelir.


“Gaffâr”, mübalağalı ism-i fâildir. “Ğafr” kelimesi, yapılan hatanın niteliğinden ziyade niceliğine odaklanır. Günahları çok olsa da mağfireti bol olan demektir. Kulun istiğfarına mağfiret kapısını her daim açık tutan anlamını taşır. Bu yönüyle “Gaffâr”, kemiyet açısından affı bol; günahın adedine bakmaksızın bağışlayan demektir.


Zeccâc; “Gâfir” isminin “günahları dünyada örten”, “Gafûr” isminin ise “günahları ahirette örten” anlamlarına geldiğini söylemiştir.


Sonuç olarak; “Gâfir”, günahları bağışlayan; “Gafûr”, günahların çeşitlerini bağışlayan; “Gaffâr” ise günahların adedini bağışlayandır.


Bu üç isim, ortak olarak mağfirettir. Bu üç ismin Kur’an’da var olması Rabbimizin mağfiretinin hem tür hem de adet olarak kulunun günahlarını bütün yönleriyle kuşattığını göstermektedir. Yani kulun işlediği hiçbir günah, Allah’ın mağfiretinden daha büyük olamaz.


Nazari çerçeve;


       Kâinatı, esmasını tanıttıracak bir yapıda tasarlayan Allah, insanı da mükerrem bir varlık olarak üstün özelliklerle donatmasına rağmen, günah işlemeye de müsait bir fıtratta yaratmıştır. İnsanın bir yönü “ala ’ya” diğer bir yönü de “esfele” bakar. İnsanoğlu yaratılışındaki bu hakikat gereğince melek değildir. Aynı zamanda insanoğlu şeytan da değildir. İnsanoğlu günah işleyebilir, günah işlemeyen meleklerdir. Fakat insanoğlu günahında ısrar da etmez. Günahta ısrar edenler şeytanlar ve şeytanlaşmış insanlardır. İnsanoğlu kirlendiği zaman iki türlü temizliğe ihtiyaç duyar;


1: Maddenin temizlik.

2: Manevi temizliktir.

Maddî kir ve pisliklerden temizlenmek için suyu, sabunu ve benzeri maddeleri vasıta kılan Allah, ruhları ve kalpleri de günah kirinden temizlemek için de istiğfarı (Tövbeyi) vasıta kılmıştır.

Kulun istiğfarına Allah; “Gâfir”, “Gafûr” ve “Gaffâr” isimleriyle tecelli ederek onu mağfirete ve bağışlanmaya mazhar kılmıştır.

İnsanoğlu eli ya da bedeni kirlendiğinde sizce yıkamadan ne kadar dayanabilir? Yıkanmadığında elleri ve bedeni kokmaya mahkûm olduğu gibi kişinin ruhu da kirlendiğinde yıkanmaya muhtaçtır ve yıkanmadığında kokmaya mahkûm olur. İnsanlar bedeni kirleri gidermeye önem verdikleri kadar ruhi kirlenmeleri gidermeye önem vermiyorlar.


İnsan da iki kalp vardır.

1; Bedenin kalbi.

2; Ruhun kalbi.


Bedenin kalbi nasıl ki bedini ayakta tutmak için tüm uzuvlara hayat pompalıyor ise, ruhun kalbide manayı ayakta tutmak için sürekli hayat pompalar. Beden yemeye ve içmeye muhtaç olduğu gibi ruhta yemeye ve içmeye muhtaçtır.


Bedenin hayat bulması yerden biten gıdalara, ruhun hayat bulması da gökten inen gıdalar bağlıdır. Beden kesiftir ve kesifi sever. Ruh latiftir El-Latif olan Allah'ı sever. Bedene değer verenler yere rağbet ederek dünyalıklara gömülüp yerin dibine batarlar. Ruha değer verenler ise göğe yükselip, yücelik kazanırlar. Beden ölür, ruh ise vefat eder.


Çünkü ruh ölmez vefa gösterir. Beden de ki kalp işlevini yitirince bedeni geldiği yere (toprağa) döndürmek gerekir bu insanlık ailesinin işidir. Aksi takdirde beden kokmaya başlar. Ruhun kalbi de işlevini yitirince ruhu geldiği yere (Ruhlar âlemine) geri çevirmek gerekir bu da meleklerin işidir. Ruh dünyada muhtaç olduğu ilahi nimetlerden beslenmediği sürece kokmaya ve hayatı kokutmaya başlar ta ki tövbe edip Allah’tan bağışlanma dileyinceye ya da melekler onu geldiği yere geri gönderinceye kadar.


Beden rahatsız olunca insanlar hemen doktora koşanlar, ruh rahatsızlanınca hiç oralı bile olmuyorlar. Hâlbuki asıl hasta ruhu hasta olandır. Tedavi görmeye muhtaç olanlarda bunlardır. Bedenin hastalığı tedavi; yerden biten ilaçlarla olurken, ruhun hastalığı ise gökten inen ilaçlarla mümkün olur. Kalplerimizi ne kadar sağlıklı tutarsak bedenimiz ve ruhumuzda o kadar sağlam olur. Bu hakikati peygamberimiz şöyle dile getirir:     


"Dikkat ediniz! Muhakkak ki insan bedenin de bir et parçası vardır eğer o et parçası sağlam olursa bütün beden sağlam olur. Eğer o et parçası fesada uğrarsa bütün beden fesada uğrar. Dikkat edin o kalptir."  


İşte Allah’ın “afüv”, “gâfir”, “gafûr” ve “gaffâr” isimlerine inanan insanlar, kendi içlerindeki manevî kirleri gidermek için yüce yaratıcıya ne kadar muhtaç olduklarının farkındadırlar. Çünkü ruhu hastalığını ve tedavisini uygulayan tek kişi var O da Allah’tır. “Allah’tan başka günahları bağışlayacakta kimmiş?


Bundan dolayı kul, ruhun kalbini tedavi etmek için “afüv” olan Allah’tan bağışlanma ve mağfiret talep eder. Bu esmâlar, bir kulda tecelli ettiğinde onu korkmuşluktan koruyup manevî kirden temizler. Kul günah işleyince, işlediği günahların etkisiyle onda üç sıfat ortaya çıkar: “zulüm”, “zulmet” ve “zallâm”.


Günah işleyen kimse “zâlim”dir. Çeşit çeşit günah işleyen kimse ise “zulûm”dur. Günah işlemede aşırıya giden kimse de “zallâm”dır.


Sanki Allah, o kuluna şöyle söylemektedir: Ey kulum! Zulmetme ve günah işlemede senin üç halin var. Buna karşı benim de günahları bağışlama da üç ismim vardır.


Eğer sen günah işleyerek ve zulmederek “zâlim” olursan, tövbe ettiğinde ben de “Gâfir” olurum.


Eğer “zulûm” olursan ben de “Gafûr” olurum. Eğer daha da aşırı gider ve “zallâm” olursan, ben de “Gaffâr” olurum.


Ey insan bil ki, senin sıfatların ve günahların sonlu ve sınırlıdır. Oysa benim sıfatlarım ve bağışlamam sonsuz ve sınırsızdır. Bu yüzden, günahın ne kadar büyük olursa olsun asla “Gâfir”, “Gafûr” ve “Gaffâr” olan Allah’tan ümidini kesme. İçtenlikle tövbe edersen, kabul ederiz.


De ki: Ey kendilerine karşı haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar; çünkü yalnız O, çok bağışlayıcıdır, rahmet kaynağıdır!"


Müslüman, ne kadar günahkâr olursa olsun Allah'ın mağfiretinden ve bağışlamasından ümidini kesemez. Ne kadar ibadet ederse etsin, Allah'ın azabından güven içerisinde olamaz; Resulullah (s.a.v) Şöyle buyurur:


“Anlamı düşünülmeden okunan Kur’an’da hayır yoktur. İlimsiz, cahilce yapılan ibadette de hayır yoktur. Gerçek fakih (dinde derin anlayış sahibi) şu üç özelliğe sahip olan kişidir:


 1-İnsanları Allah’ın rahmetinden ümitsizliğe düşürmeyen

 2-Allah’ın azabından da emin kılmayan

3-İnsanları Kur’an’dan başka kaynaklara yönlendirmeyen.” (Darimi/Mukaddime)


Kul’a düşen ümit ve korku arasında yeşermektir. Allah’ın mağfireti ile ümit var olmalı, onun azabını düşündüğünde korkuya kapılmalıdır. Buna göre bu üç esma da Allah’ın cemal sıfatına bakar ve kişiye ümit verir.


Bu isimlerin kendilerine has bir mana zenginliği mevcuttur. “Gaffâr”, tekrarlanan hata ve kusurları; “Gafûr” ise her tür günahı bağışlamayı ifade etmektedir.


Öyle ki sadece bir çeşit günahı bağışlayana “Gaffâr” denmeyeceği gibi, bütün günahları bağışlasa bile sadece bir defa affeden için de “Gaffâr” ismi kullanılmaz.


Tabii ki bu isimler fark eden kişi şu hataya düşmemelidir: “Sakın aldatıcı sizi Allah’ın affına güvendirerek aldatmasın”


“Gâfir”, “Gafûr” ve “Gaffâr” isimlerinin tamamında “günahları bağışlama” anlamı bulunmaktadır. Fakat “Günahları örtmek” demekle onları gözlerden saklayıp, bağışlamamak demek değildir.”  Bu güzel isimlerle vurgulanan anlam; günahların bağışlandığı, hatta günahların Kiramen Kâtibin Melekleri’nin hafızasından ve amel defterlerinden, Levh-i Mahfuz’dan, kısacası ona tanıklık eden Allah dışındaki herkesin bilgisinden, hatta o kulun bilincinden dahi örtülüp, silinmesi demektir


“Afüv” isminde ise bu bağışlama daha özel bir anlam taşır. “Af”, yapılan yanlış bir durum izah edildikten sonra kişiden alınması gereken haktan vazgeçilmesi demektir.


Af’ta kul yanlış yapar, yapılan bu yanlış kula hatırlatılır ve günahı bağışlanır.  Fakat “ğafr”da, yapılan yanlış yüz vurulmadan bağışlanır. Bu anlamda, af’taki gibi günah tamamen silinmez; belki hesap defterinde, mahşer gününde kulun hafızasında bu günahla birlikte bir söz konusu olabilir.


Fakat “Gafûr”; Hem dünyada hem de ahirette kullarının sırlarını ilan etmeyen, hatalarını teşhir etmeyen, işledikleri suçları yüzlerine vurmayan, işlenen günahı; işlediği yere, zamana, meleklere, amel defterine hatta işleyen kişinin kendisine bile unutturan demektir.


Eğer Allah insanların işledikleri günahları ifşa etmiş olsaydı hiçbir insanın bir başkasına bakacak yüzü bile kalmazdı. Hatta insanlar birbirlerini görmektense toprak olmayı tercih ederlerdi. İşte günahlar ifşa olduğunda kâfirler keşke biz toprak olsaydık demelerindeki hikmette budur.


Allah suçlulara ceza vermeyip, suçu kuluna hatırlatmakla “afüv” dur. Allah hatayı tamamen silerek, kulun yüzüne vurmayıp onu mahçup etmemekle de “Gafûr”dur. Bu yüzden dualarımızda “Allah’ım! Bizi affet, bizi bağışla ve bize merhamet et” deriz.


Bu duada af dileyip, günahlarımıza ceza vermemesini istemekle afüv”, günahlarımızın üstünü örtüp, yüzümüze vurmayıp bizi rezil etmemesini istemekle Gafûr” ismine, tüm bunları yaparken bize rahmeti ile muamele etmesini istemekle de “er-Rahîm” ismine sığınıyoruz.


Bu ayet insanlara karşı nasıl davranmamız gerektiğin bize haber vermektedir. “Kötülüğe kötülük her kişinin işi, kötülüğe iyilik er kişinin işidir.” hakikatince İnsan, kendisine yapılan bir kötülüğü affetmeli, kendisine yapılan bir kötülüğün üstü örtüp mağfiret ederek ifşa etmemeli ve tüm bunları da rahmeti kendisine ilke edinerek yapmalıdır. İnsanlar içinden inanlar merhameti ilke dinerek affeder, inanlardan adanalar ise affetmekle kalmaz mağfiret eder.


İnsan, kendi cüz’i izzetine karşı işlenen küçük hataları affedebilmelidir ki, sonsuz izzet ve azamet sahibi olan Allah'a karşı işlediği günahların affını dilemeye yüzü olabilsin.”


Kötülüğün yayılması, vukuundan daha zararlı olduğu apaçık ve aşikârdır. İşlenen günahların tamamı tövbe ve mağfiret istemeyi gerektirirken, Umumi günahlar aynı zamanda kefareti de gerektirir. Ferdi günahlar ise genel anlamda kefareti değil, yüce yaratıcıdan sadece samimi bir mağfiret talep etmeyi gerektirir.


Günahlardaki geçici zevk ve keyif o kadar sınırlı ve kısadır ki tatmaya bile değmez. 


İslam dinin helal dairesi, keyfe ve zevke yetecek kadar geniştir.

İslam dininin belirlediği çizginin ötesindeki keyifleri ve zevkleri arayanlar, daha dünya hayatında rezil olmaya mahkûmdurlar.


İslam’a göre “helal dairesi keyfe kâfidir.” Tüm bu sıkıntılardan Kurtuluşun tek yolu “ğufrân”, yani Allah’ın mağfiretine sığınmaktır. 


 Kur’an-i Çerçeve;


Kur’an-ı Kerim de bu esmaların kullanımına baktığımızda bu üç esmadan ğafir ismi şerifi; Allah’a nispetle bir yerde kullanılıştır.


Ğafur ismi şerifi; 91 yerde, Ğaffar ismi ismi şerifi ise 5 yerde kullanılmış olup bu kökten gelen toplam isim sayısı 97’dir. Ğafir ismi izafet tamlaması ile ğaffar ismi Aziz esması ile ğafur ise; Rahim, Halim, Afuvv, Rab, Aziz, Şekur ve Vedud isimleri ile beraber kullanılmıştır. En çok birliktelik kurduğu esmalardan biri de Rahim esmamsıdır. 70 küsur yerde Rahim esması ile 5 yerde Halim esması, 4 yerde Afuvv, 3 yerde Şekur, 2 yerde Aziz, bir yerde Rab ve 1 yerde de Vedud ismi ile birlikte kullanılmıştır.


Beraber kullanıldığı esmalardan en çok Rahim ismi ile gelmesi gerçekten çok manidardır. Bu şunu gösterir; O’nun Ğafur oluşu, O’nun Rahmetindendir. Çünkü bir şeyi bağışlamak için merhamet sahibi olmak gerek. Merhametin olmadığı yerde ne af, ne de mağfiret söz konusu olamaz. Af ve mağfiret etmek Rahmetin bir gereğidir, Ğazabın değil. Aynı zamanda mağfiret etmek rahmete dayanırsa mağfiret edilen mağfiret edenin mağfireti karşısında ezilmez veya ezerek bağışlanmaz. Öyle ki “Ey kulum bak sen günah işledin, bende seni bağışladım” bile demez. Çünkü O’nun bağışlaması merhamet esaslıdır.


39.53- De ki: " Ey kendilerine karşı haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin: Allah bütün günahları bağışlar; çünkü yalnız O, çok bağışlayıcıdır, rahmet kaynağıdır!"


Kul hangi günahı işlemiş olursa olsun Allah’ın rahmetinden ümit kesemez. Her daim ümit var olmalıdır. Çünkü Allah günahın sayısına ve çeşidine bakmaksızın kulunu bağışlayandır. “Gafûr” isminin “Rahîm” ismiyle birlikte gelmesinin hikmet şu olsa gerek; Suçlu ve günahkâr olan kuldur. Kul işlediği suç ve günahtan kurtulmak için yüce yaratıcıya tövbe edip, istiğfar dilemelidir.


İşte kulunun dönüşüne “et-Tevvâb” esmasıyla ve kulunun istiğfarına da “el-Gafûr” ismiyle tecelli eden yüce Rabbimiz; aynı zamanda kulunun göstermiş olduğu bu iradeye “er-Rahîm” ismiyle tecelli ederek, varlığın rahmetine iradenin rahmetini de katmıştır.


Kul istiğfara irade kullanmakla, yani Allah’a yönelip bağışlanma dilemekle karşılık versin. Peki, neden bu isim “el-Azîz” değil de “er-Rahîm” ismiyle birlikte gelmiştir?


Cevap; İstiğfar irade ile olmalı yani istek ve iştiyakla olmalı ki ilahi mağfireti hak etsin. Ayet Gâfur ve Rahim şeklinde bitmiş olsaydı.  O zaman istiğfar dileyen ve dilemeyen herkesin günahlarını bağışlayan olurdu. Ve kul bağışlanma dilediğinde bu isteğinde ne kadar samimi olup olmadığına bakmaksızın kulu bağışlardı. Fakat Allah kulunun iradesine yani isteğinde ne kadar samimi olup olmadığına ve yönelişine bakarak kuluna tecelli ederse “er-Rahîm” olur.


Bundan dolayı Ayet Gâfur ve Rahim şeklinde bitmiştir. İrade ve iştiyak dolu bir istiğfar kuldan, mağfiret ve rahmet dolu bir bağışlamada Allah’tandır.


2.235- Bilin ki, Allah içinizden geçeni bilir. O'ndan sakının ve yine bilin ki, Allah bağışlayandır, halimdir (ceza vermekte aceleci değildir).


Ğafur isminin Halim ismi ile birlikte gelmesinin hikmeti; Allah’ın Ğafur oluşu öylesine mükemmel ki; Allah, kul günah işleyince hemen azap etmeyip, kulu bağışlamak için kula mühlet vermesi Allah’ın mağfiretinin yüceliğini gösterir. Aslında halim ismi, Ğafur ismin eşsiz ve benzersiz mağfiretine bir işarettir.


58.2- Sizden kadınlara zıhar edenler (sen bana, anamın sırtı gibisin diyenler), bilmelidirler ki o kadınlar, onların anaları değillerdir. Onların anaları, ancak kendilerini doğuran kadınlardır. Onlar, çirkin ve yalan olan bir söz söylüyorlar. Bununla beraber Allah, affedicidir bağışlayıcıdır.


Af ve mağfiret farklı şeylerdir. Af; suçu yüzene okunduktan sonra suçlunun suçunu silmek iken, mağfiret; suçlunun işlediği suçu yüzüne vurmadan bağışlamak demektir.


67.1 –2; (Bütün) mülk (-ü tasarruf, ilâhî kudretinin) elinde bulunan (Allah) ın şanı ne yücedir! O her dilediğini yapmaya kadirdir. Hanginizin daha güzel iş ortaya koyacağını denemek için, ölümü ve hayatı yaratan O'dur. O Azîz’dir, Ğafurdur (üstün kudret sahibidir, mağfireti boldur).

 35.29- Allah’ın Kitabını okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan hayır için gizli ve aşikâr harcayanlar, asla batmayacak bir ticaret umudunu taşırlar. Allah, onların hak ettiği karşılığı eksiksiz verir ve lütfüyle daha da arttırır. Allah, şüphesiz çok bağışlayıcıdır ve şükrün karşılığını verendir. 


85.14- Yalnız O’dur bağışlayan, seven, sevilen.


Allah kimlere mağfiret eder:


8.33- Onlar mağfiret dileyip dururken, Allah; onlara azap edici değildir.


5.39- Her kim de işlediği zulmünün arkasından hemen tövbe edip durumunu düzeltirse kuşkusuz, Allah onun tövbesini kabul eder. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.


3.135- Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları, yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah'ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenler -ki Allah'tan başka günahları kim bağışlar- ve bile bile işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmeyenlerdir.


4.106 - Ve Allah'tan bağışlanma dile. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.


8.29- Ey iman edenler! Eğer Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız; O, size iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir ve sizin kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah, büyük lütuf sahibidir.


2.218- İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihat edenler, işte onlar Allah'ın rahmetini umarlar. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.


3.89- Ancak bundan sonra tövbe edip hallerini düzeltenler başka. Çünkü Allah, hakikaten günahları bağışlayan, çok esirgeyendir. 


24.22- Allah’ın size mağfiret etmesini arzu etmez misiniz? Allah gafurdur rahîmdir.


5.74- Hâlâ Allah'a tövbe edip bağışlanmalarını dilemeyecekler mi? Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.


“El-Gafûr” olan Allah’a dua;


7.23- Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulüm ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz."


7.155- “Bizim velimiz sensin. Artık bizi bağışla, merhamet et, sen bağışlayanların en hayırlısısın.”


3.16- "Rabbimiz şüphesiz biz iman ettik, artık bizim günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru"


3.193- "Rabbimiz! Biz, ‘Rabbinize iman edin' diye imana çağıran bir davetçi işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla. Kötülüklerimizi ört. Canımızı iyilerle beraber al."


40.7- "Ey Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O hâlde tövbe eden ve senin yoluna uyanları bağışla ve onları cehennem azabından koru."


59.10- "Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma. Rabbimiz, gerçekten sen, çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin."


60.5- Ey Rabbimiz! Bizi hakikati inkâr edenler için bir oyun ve eğlence aracı yapma! Ve günahlarımızı bağışla, ey Rabbimiz! Çünkü Sensin tek kudret ve hikmet sahibi!


66.8- Ey Rabbimiz! (İman) Nurumuzu tamamla, bizi bağışla, çünkü sen her şeye güç yetirensin.


71.28- Ey Rabbim! Bana, babama, anama, mümin olarak evime girene ve bütün inanmış erkek ve kadınlara mağfiret buyur. Zalimlerin de sadece helakini artır.


14.41- Ey Rabbimiz! Beni, annemi, babamı ve bütün müminleri kıyamet günü bağışla.


Mustafa İslamoğlu-Alıntı

 

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
ALLAH Ahireti İçimize Koymuş

Allah ahireti içimize koymuştur. Şöyle ki; dünyada istisnasız bütün insanların içinde, iyi ve güzel şeyler yapanları teşekkür ederek ödüllendirmek, kötü şeyler yapanları da cezalandırmak eğilimi vardı

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
6056057d5cae1e014c36f82149d29b61.jpg

Bize ulaşın.
Bilgi paylaşımı için burdayız...

İLETİŞİM

  • Facebook
  • X
  • Instagram
  • YouTube
bottom of page